Bu Blogda Ara

25 Aralık 2014 Perşembe

Yazmadıklarım 2014 - 2

ASYA – “AŞK İZ BIRAKIR”


Uzun süredir albüm yapmayan Asya, 2014 Mart ayında DMC etiketiyle piyasaya sürülen yeni albümü “Aşk İz Bırakır”la çıktı karşımıza. 2007’de yayımlanan son albümü “Aşktır Beni Güzel Yapan”ın üzerinden 7 yıl geçtiği düşünülürse, epeyce uzun bir ara verdiği söylenebilir. Ama o, 2000’lere girdiğimizde ‘90’lardaki hızını kesmiş, sektördeki yarıştan çekilmişti zaten. Öyle de devam ediyor. Hemen hiç ortalarda gözükmüyor ve sadece ara sıra albüm yapıyor.

Sekiz şarkı ve bir “remix”ten oluşan bu yeni albüm çok fazla ses getirmedi. Zira Asya da albümün çok üzerine gitmedi sanki. İlk iki üç ay promosyon turları yaptı, iki de klip çekti ve sonra bir kenara koydu albümü.  


Tabii ‘90’lardan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Asya ise 2000’lerde yayımlanmış iki albümünde olduğu gibi, bu albümünde de ağırlıklı olarak kendi yazdığı şarkıları söylüyor. Zarif, naif, iddiasız şarkılar bunlar. Belki ‘90’larda çalınıp söylense çok daha fazla ses getirecek bu şarkıların günümüz popunda ne çare, pek de alıcısı yok artık. Hal böyle olunca da, iyi bir şarkıcıdan, ılık bir bahar meltemi etkisi yaratan hoş ve hafif şarkılar dinlediğinizde kalıyorsunuz albüm bittiğinde. İyi aranjörlerle, iyi müzisyenlerle, iyi stüdyolarda, iyi kayıtlar yapılmış olması da kulağınıza kâr kalıyor.

Asya daha fazlasını yapamaz mı? Elbette yapabilir. Buna her bakımdan imkânı var. Ama böylesini tercih ediyor olsa gerek. Yine de ben olsam kendi yazdığım şarkılarda ısrar etmek yerine, başka bestecilerin yeni şarkılarını da sorar soruştururdum. Asya kalibresinde bir şarkıcının en azından bir parça daha iddialı ve güçlü şarkılar söylediğini görmek/duymak istiyor insan.

YILDIZ TİLBE – “ŞİVESİ SENSİN AŞKIN”


Yıldız Tilbe uzun yıllardır ‘90’lardaki o pop halinden sıyrılmış, düpedüz arabeske soyunmuştu. Hem “kitsch” görüntüsü, hem duruşu, tavrı, şarkı söyleme biçimi, hem de yazdığı şarkılar bu minvaldeydi. Hatta son olarak “Yeniden Eskiler” adı verilmiş iki disklik bir arabesk albüm yayımlayarak, bir dönemin arabesk şarkılarını yeniden seslendirerek abartmıştı da bu durumu. 2014 yılı Nisan ayında Özdemir Plak etiketiyle piyasaya süren yeni albümünde ise yıllar sonra tekrar pop tavrı ve tınısında bir şarkılarla çıktı karşımıza.


Müzikte yirminci yılını kutlamak maksadıyla hazırladığını söyledi Tilbe bu albümü. 12 şarkılık albümde 3 tane daha önce duyulmamış Tilbe şarkısı vardı. Diğerleri ise farklı şarkıcılar tarafından seslendirilmiş Yıldız Tilbe şarkılarının sahibinin sesinden yorumları idi. Bir Yunan şarkısına Tilbe’nin yazdığı Türkçe sözlerle Emir’in söylediği “Eline Düştüm”, Tarkan’dan dinlediğimiz ve bestesi de Tarkan’a ait olan “İşim Olmaz”, Ebru Gündeş’in seslendirdiği “Seninle Çok İşim Var”, Fatih Erkoç’un sesinden tanıdığımız “Kardelen”, Deniz Seki’nin söylediği “Destur Çek” bunlardan bazılarıydı.


Yıldız Tilbe artık bir klasik. Sırtını kimseye dayamadan, plan program, strateji yapmadan, oyunu kuralına göre oynamadan, sadece şarkılarıyla kendini sevdirmiş, bütün o delimserek hallerine, başına buyrukluğuna rağmen kocaman bir hayran kitlesi edinmiş bir nevi şahsına münhasır ikon. Haliyle, öyle de yapsa böyle de yapsa, onu da söylese bunu da söylese dinleyecek, sevecek, hazır bir kitlesi var.


Bana kalsa, şarkı söylerken (en azından stüdyoda) bu derece dağıtmasa, biraz daha ilk zamanlarındaki gibi derli toplu söylese çok daha iyi olacak ama bu da artık onun alamet-i farikası oldu; yapacak bir şey yok. Albümün aranjörü Selim Çaldıran’ın da Tilbe’nin bu delibozuk şarkı söyleme biçimini gizlemek yerine büsbütün ortaya çıkaran bir biçimde düzenlediği “Sana Şarkı Söylerim”in albümün açılışında dinleyiciyi sersem etmesi boşuna değil. Yıldız Tilbe bu… Olduğu gibi sevdiklerimizden...

SİBEL CAN – “GALATA”


Sibel Can da tıpkı Yıldız Tilbe gibi ne söylese dinleyecek birilerini bulabilen isimlerden. Bütün o ‘80’li yıllar assolist geleneğinin gösterişini, abartısını, buna mukabil yapaylığını, plastikliğini bir şekilde 2010’lu yıllar popüler müziğine adapte edebiliyor işte; bu da az maharet değil. Ama evet, kendi türünde iyi şarkı söylüyor ve bu da ona zaten çok az ismin uzun soluklu koşabildiği bir kulvarda ona epeyce avantaj sağlıyor.


2012’de yayımlanan “Meşk” albümü bir “cover” albümdü ve pek fazla ses getirmemişti. Sibel Can 2014’ün ilk ayında piyasaya çıkan “Galata” adlı yeni albümüyle bu açığı kapatmaya niyetli görünüyordu. Son dönemin internet fenomeni şarkısı “Kış Masalı”nı kapmıştı bir kere her şeyden önce. Halil Sezai’den iki şarkı almış, bu şarkılardan birini de onunla düet yaparak söylemişti. Sezen Aksu, Serdar Ortaç, Fettah Can, Cansu Kurtçu, Berksan, Volga Tamöz... Yani “hit” şarkı üretme ihtimali yüksek kim varsa albüme dokunmuştu bir yerinden. Daha ne olsundu?


Tabii en önemli değişiklik de Can’ın yaklaşık 14 yıldır birlikte çalıştığı Emre Plak’tan ayrılıp, DMC’ye geçmesiydi. DMC – Sibel Can ortaklığının bu ilk albümü de içi poz poz Sibel Can kartpostallarıyla dolu, açılır kapaklı, havalı bir ambalajla satışa sunuldu.


Ne var ki hazır hit “Kış Masalı”nı bir kenara koyarsak, Sibel Can’ın bu albümünün, albüme adını veren “Galata” da dahil olmak üzere, ikinci bir “hit” çıkarabildiğini söyleyebilir miyiz, bilmiyorum. Çok amatör, çok kusurlu bir beste olan “Kış Masalı”nı hale yola koyabilmek için ters yüz etmek, bestenin sahibinin sesinden bu kadar dile düşmüş bir şarkıyı başka bir trafikle söylemek iyi bir fikir miydi, ona da emin değilim. Şarkının yaz aylarında dijital platformlarda servis edilen “remix” versiyonu ise suyunun suyunu çıkarma çabasından başka bir şey değildi sanki.


Bana kalırsa albümün en iyi şarkılarından biri “Şükran”. Ama bir “Lâle Devri” olur mu; olmaz elbette. Fettah Can ve Cansu Kurtçu’nun ortak şarkısı olan ve Sibel Can’ın Fettah Can’la (duble Can yani) düet yaparak söylediği “Erkek Erkeğe”, tam bir Sibel Can şarkısı aslına bakarsanız ama ben onun yerinde olsam, “e” harflerini bu derece arızalı telaffuz ediyorken adı  “Erkek Erkeğe” olan bir şarkıyı söylemekten çekinirdim.

Bana kalırsa Sibel Can, daha fazla poplaşmak yerine, alaturka ve arabeske biraz daha yakın dursa, dinleyenlerini daha çok mutlu edecek. Herkes, her şey pop zaten bu aralar. Ne popun Sibel Can’a, ne de Sibel Can’ın popa ihtiyacı var. 

SERDAR ORTAÇ – “BANA GÖRE AŞK”


2014 yılı Türk popüler müziğinde gördüğümüz en enteresan şeylerden biri, ilk kez bir Serdar Ortaç albümünün kıyamet koparmaması oldu. Herkes harıl harıl “hit” şarkı peşindeyken, kulüpler, radyolar, plajlar çalacak şarkı bulamıyorken, yaz başı piyasaya çıkan Serdar Ortaç albümünün dertlere deva olacağı düşünülmüştü. Hep öyle olurdu çünkü. Hatta bir Serdar Ortaç albümü çıkmadan yaz gelmez, tatil başlamazdı. Öyle denirdi. Bütün o “Heyecan”lar, “Poşet”ler, “Şeytan”lar nasıl bunca dile düştü sanıyorsunuz?


Gelin görün ki bu defa olmadı. Serdar Ortaç’ın “20.Yıl” üst başlığıyla yayımlanan Emre Plak etiketli yeni albümü “Bana Göre Aşk”, bu defa yaprak kıpırdatmadı. Acaba yıllardır sarakaya alınan, dalga geçilen şarkı sözlerine bu defa nispeten çeki düzen vermesiydi sebep? Öyle ya “aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi,” gibi bir cümle yoktu mesela bu yeni albümde. “ Sen habire poz verme, önce söz ver,” gibi, “sana bir kaç eziyet sundum, seni bu aralar oyalar,” gibi inciler yoktu.

Melodiler, ritimler, yürüyüşler, Serdar Ortaç’ın şarkı söyleme biçimi, hatta klipleri bile yıllardır aynıydı çünkü. Tek fark olsa olsa şarkı sözleri olabilirdi.


Şaka bir yana, Serdar Ortaç bir hastalık geçirdi ve pek de albümünün arkasında duramadı ama o olmasaydı bile Ortaç’ın artık bir değişime ihtiyacı olduğu aşikârdı. “Papaz her gün pilav yemez,” derler çünkü. Galiba en çok sevenleri bile bıktı artık bu fabrikasyon ve haliyle endüstriyel, “bak nasıl kendimi ezberleteceğim, bak nasıl seni dans ettireceğim” şarkılarını duymaktan. Tamam, yıllarca bu işi en iyi yapanlardan biri oldu Ortaç, bunun da hakkını vermek lazım. Ama işte, “yıllarca” dedim.

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BABA ŞARKILAR 2”


2012 yılında yayımlanan Orhan Gencebay’a saygı albümünün yarattığı rüzgâr bir çok yapımcıya ilham oldu ve iyi niyetlileri kadar rant kokusuna kapılanlarının da çabalarıyla saygı albümleri furyası 2014’e kadar geldi. 2013 yılında Müslüm Gürses anısına yapıldığı söylenen “Baba Şarkılar” albümünün devamı da 2014’te yayımlanan saygı albümlerinden biri oldu. Tabii buna ne kadar saygı albümü diyebilirsek.

Mesela Müslüm Gürses “Karanfil”i ya da “Bu Gece Son”u ne zaman söylemişti hatırlayanınız var mı? Söylememişti değil mi? Ama bu albümde var bu şarkılar. Aslında bir zamanlar yapılmış Uzay Hepari’ye saygı albümü için kaydedilmiş ve o albümde kullanılmıştı her ikisi de ama her nasılsa bir şekilde sızıp bu albüme de girmişler.


“Tanrı İstemezse”yi Müslüm Gürses çok güzel söylerdi değil mi? Hah, işte tam da bu yüzden olsa gerek şarkı bu albümde üç farklı şarkıcının sesinden, üç kere çıkıyor karşımıza. Yeşim Salkım söylüyor, Orhan Ölmez söylüyor, sonra da Sezen Aksu söylüyor. Hani üçünü toplasak bir Müslüm Gürses yorumu eder mi düşüncesi mi acaba?.. Bilmiyoruz.

Sadece bu kadarını yazıyorum zira “Baba Şarkılar 2” albümündeki tuhaflıklar yazmakla bitmez. Tamamen ticari kaygılarla, Müslüm Gürses adı üzerinden rant sağlama çabasıyla yapılmış, saygı ne kelime, aksine Gürses’in hatırasına saygısızlık eden bir albüm bu. Yazık ki ne yazık!

ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “BİR EKSİĞİZ”


2014 yılında anısına ikinci kez saygı albümü yapılan bir diğer isim de Ahmet Kaya oldu. İlk saygı albümü “Dinle Sevgili Ülkem” 2002 yılında yapılmıştı ve o günün şartlarında böyle bir albüm yapmak hiç de kolay değildi. Mesela her şarkıcıyı ikna edemezdiniz bir Ahmet Kaya şarkısı söylemeye. Sonra tabii devir değişti, anlayışlar, bakışlar değişti ve bu değişim ikinci albüme de ziyadesiyle yansıdı. Çok değil, sadece birkaç ay sonra iktidarın sevip kolladığı isimlerden biri oluverecek Yavuz Bingöl’ün bu albüme Gülten Kaya ile birlikte prodüktör olarak imza atmış olması bu değişimin en net göstergelerinden biri oldu mesela.

Tabii konu saygı duyduğumuz biri olunca, adının yanına yakıştırdıklarımız kadar yakıştıramadıklarımız da oluyor. Kişiden kişiye de değişiyor bu yakıştırmalar/yakıştıramamalar. Nitekim Gam Müzik etiketiyle 2014 Mart ayında yayımlanan “Bir Eksiğiz” adlı albüm de epeyce tartışıldı, konuşuldu.


Bence albümün en büyük “gafı”, şarkıların şarkıcıların isimlerine göre alfabetik sıraya dizilmesiydi. Bir saygı albümü düşünün ki, Ahmet Kaya’nın içini kanata kanata söylediği  “İçimde Ölen Biri Var” gibi bir şarkının, Aylin Aslım’ın o içinden tüm duygusu şırıngayla çekilmiş gibi söylediği versiyonuyla dinlemeye başlayalım. Olacak şey değildi; ama oldu!

Albümde Redd’in “Sorgucular”ı, Harun Tekin’in “Beni Vur”u, Leman Sam’ın “Korkarım”ı bence nispeten iyi olanlardı ama yine de Ahmet Kaya şarkılarını Ahmet Kaya’dan dinlemekten daha iyisi olmuyordu işte. Bunu bir kez daha anladık bu albüm sayesinde.

Bir de tabii saygı albümlerinin öyle şarkıları ona buna dağıtıp, hadi düzenleyin, söyleyin demekle olamadığını, bu işin uzun ve titiz bir çalışma, belki bir kamuoyu yoklaması, işi derleyip toparlayacak bir müzik yönetmeninin, birkaç ciddi danışmanın koçluğunda yapılması gerektiğini de bir kez daha anlamış olduğumuzu umuyorum.

KİBARİYE – “GÜLÜ SOLDURMAM”


Kibariye’yi nasıl biliyorsak hâlâ öyle. 2014’te de değişmedi. Ha pardon, yeni albümü çıktıktan bir süre sonra saçlarını koyu renge boyattı; bunu bir değişiklik kabul edersek.

Aslen bir yorumcu Kibariye. Haliyle de başından beri albümlerinde ağırlıklı olarak daha önce başkalarının da söylediği şarkılar söyledi ama her defasında her şarkıyı başkalaştırdı, kendine ait kıldı. Yıllardır arabeskin yanı sıra yeri geldi pop da, türkü de söyledi ve o bildik şarkıları onun sesinden dinlemek hep ilgi çekici oldu.


2010 yılında “Dört Mevsim” adlı albümü yayımlanmıştı. 2014 Şubat’ında Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni albümü ise “Gülü Soldurmam” adını taşıyordu. İçinde Sertab Erener’den, Şebnem Ferah’tan, Fettah Can’dan dinleyip sevdiğimiz şarkılar da vardı, “Esengül’den, Müslüm Gürses’den bildiklerimiz de. ‘80’lerin başında Kibariye’yi meşhur eden “Kimbilir”in “remix” versiyonunu ve Kibariye albümlerinin vazgeçilmezlerinden roman havalarının popüler bir örneği “Hap Koydum”u da unutmamak lazım.


“Aaaa bunu mu söylemiş!” diye şaşırası gelmiyor insanın. Söyler işte, Kibariye bu. Sesi eskisine nazaran biraz fazla nodüllenmiş olsa da Kibariye kendini dinletiyor hâlâ. Hatta artık gerçekten cılkı çıkarılmış “Sil Baştan” bile Kibariye’nin hatırına bir kez daha dinlenebiliyor. Ama bence bir “level” atlamalı artık. Mesela Murtahan Mungan’ın Müslüm Gürses’e yaptığı gibi bir albüm yapılmalı Kibariye için. Bir kerecik olsun yapılmalı. Mevcut halinden alan da razı satan da, o ayrı.

ARALIK 2014  

11 Aralık 2014 Perşembe

Yazmadıklarım 2014


Yıl sonu geldi diye şöyle bir masam üzerini temizleyeyim dedim de, bir baktım 2014 yılında yayımlanmış ve benim yazmak üzere ayırdım 100’e yakın CD duruyor. Şaka değil; sayı gerçekten bu. Bir bu kadarını, hatta belki daha fazlasını da yazmıştım oysa. E yaz yaz nereye kadar? Yeni çıkan her albüm elimden geçiyor bir şekilde ama bazıları ister istemez kalemimden geçmiyor. Daha önce de söylemiştim, yine söyleyeyim. Yazamadıklarım beğenmediğim anlamına gelmiyor. Tıpkı yazdıklarımın beğendiğim anlamına gelmemesi gibi. Sadece yazamıyorum; ya fırsat olmuyor o ara, ya elim değmiyor vesaire…

Yine de yıl bitmeden masamda biriken albümlerden kısa kısa da olsa bahsetmek istedim. Bu yazının maksadı da budur.

MANEVRA – “MUCİZE”


2013 yılında yapılan ilk Türkvizyon yarışmasında Türkiye’yi temsil eden Manevra’nın “Mucize” adlı verilmiş ilk albümü 2014’ün Mart ayında Avrupa Müzik etiketiyle çıktı. 4 Yüz grubu dağıldıktan sonra solo bir albüm yapan İlkay Sipahi’nin de içinde yer aldığı Manevra, aslına bakarsanız yeni bir grup değilmiş. 2001 yılında kurulmuş, 2006 yılına kadar da çalışmalarına devam etmiş. Sonra araya 4 Yüz ve İlkay Sipahi’nin solo albümü girmiş. Grup 2012 yılında tekrar bir araya gelmiş ve albüm çalışmalarına başlamış.


İlkay Sipahi’nin yanı sıra Ekrem Yıldırım ve Fatih Konka’nın da yer aldığı grubunun bu ilk albümünde şarkılar da ağırlıklı olarak grup üyeleri tarafından yazılmış ve düzenlenmiş. Yanı sıra Hayati Molinas, İbrahim Halil Karakuş ve Cengiz Erdem imzalarını da görüyoruz bazı şarkılarda.

Son derece eli yüzü düzgün, derli toplu, temiz işçilikle hazırlanmış bir “pop-rock” albümü bu. İlkay Sipahi vokal perfomansı olarak 4 Yüz’ü de kendi solo çalışmasını da aşıyor. Düzenlemeler iyi, icralar da öyle. Tek eksik, albümde grubun müziğini geniş kitlelere duyuracak, “hit” potansiyeli yüksek bir şarkının olmayışı. Onu da bir sonraki albümde yakalarlar umarım.

NARDA AFRİKA – “NARDA AFRİKA”


Narda Afrika, 2011 yılına Barış Başarol tarafından kurulmuş. Grupta Başarol’un yanı sıra Onur Erdem Erdur, Görkem Atakul ve Şahcihan İngin yer alıyor. Grubun kendi adını taşıyan ilk albümleri 2014 Şubat ayında Esen Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü. Albümün prodüktörlüğünü Hakan Kurşun yapmış. Düzenlemeler ise grubun yanı sıra, Korhan Koray ve Hakan Kurşun’un ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış. Albümdeki 12 şarkının tamamının söz ve müzikleri Barış Başarol’a ait.


Grubun müziğinde “retro” bir hava hâkim. Bu hem müzikal tavır olarak kendini gösteriyor, hem de şarkı sözlerinde. Eskiye, özellikle de ’70 ve ‘80’li yıllara ait göndermelerle dolu birden fazla şarkı var nitekim albümde. “Çatapat”, “Benim Adım Ağustos”, “Mavi Ay” bunların arasında. Bir parça Flört havasını, özellikle de Flört’ün “Dün TRT’de İzledim” şarkısının havasını solumak mümkün bu şarkılarda.


Bu bir tarafa ama özellikle “Ben Efsaneyim”, “Çaki” ve “Zorba” şarkıları, grubun eğlenceli ve farklı yönünü ortaya koyarak albümü ilgi çekici kılıyor. Popun içinden geçen eski stil “rock” şarkılarını ve hınzır şarkı sözlerini sevenlerin es geçmemesi gereken, enteresan bir albüm bu. En azından bir dinlemek lazım.

MEKANİK – “DİKTATÖR”


2011 yılında kurulan Mekanik’in 2012 yılında “Kitlesel Depresyon” adını verilmiş ilk albümü yayımlanmıştı. Ancak o albüm ana akım dağıtım kanallarına girememiş bir albümdü. Malum, metal müzik yapan bir grup için oyunu sektörün kurallarıyla oynamak hiç kolay değildir. Sektör de oynamak istemez zaten. Oysa adım başı metal çalan gruba da rastlamıyoruz Türkiye’de. Var olanların albüm yapma şansı olduğunda işleri çok zor. Öncelikle türün meraklıları tarafından hırpalanıyorlar çünkü. Bu türün müptelaları dünya üzerindeki en iyileri dinlemeye alışık oldukları için bizim yerli grupları kıyasıya eleştirmeye hazır bekliyorlar.


Sektörel şartlar, Türkiye’deki prova ve kayıt imkânları, müzisyenlerin yetişme ve kendini yetiştirme araç ve gereçleri ile yol ve yöntemleri dünya ile eş düzeye gelmedikçe, bu işi bu şartlarda yapmaya çalışanlara karşı daha toleranslı olmak gerekiyor oysa. Nitekim Mekanik de bu şartlar altında yapılabileceğin en iyisi yapmış.


Mekanik’in Gar Müzik etiketiyle 2014 Temmuz  ayında piyasaya çıkan ikinci albümü “Diktatör” adını taşıyor.  Albümün kaydedildiği dönemde grup Cem Ceyhan, Caner Öner, Ahmet Akyüz ve Erhan Ballıeker’den kurulu imiş. Ancak albüm piyasaya çıktıktan bir süre sonra grupta değişiklikler olmuş. Bugünkü kadroda, eski kadrodan sadece Caner Öner var. Yeni üyeler ise Çağrı Halaçoğlu, Yetkin taşkın ve Erdem Karaman imiş. Bu büyük değişiklik grubun performansına nasıl bir etki yaptı; onu izleyip görmek lazım ama eski kadronun ortaya çıkardığı albüm, kendi klasmanı içerisinde hiç de fena değildi.

Hem müzikal anlamda, hem de şarkı sözleri konusunda epeyce sert ve dikenli bu albüm (adından da anlaşıldığı üzere), yakın dönemde ve günümüzde ülkede yaşananlara göndermelerle dolu şarkılarıyla Türkçe “trash-metal” dinlemek isteyenler için olduğu kadar, bu türe hiç yakınlık duymamışlar için de enteresan bir deneyim olabilir.

MURDER KING – “GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ”


2014’te albüm yayımlayan bir başka metal grubu da Murder King oldu. Murder King ilk kadrosuyla yola çıktığında takvimler 2002 yılını gösteriyormuş.  Uzun süre sahnede “cover” seslendiren grup, sonrasında kendi şarkılarını da listelerine dâhil etmiş. 2010 yılında “Markla” adı verilmiş bir de mini albüm yayımlayan Murder King’in ilk albümü “Gürültü Kirliliği”, 2014 Mart ayında On Air Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü ve siyasi göndermelerle ama en çok da Gezi direnişine göndermelerle dolu klip sosyal medyada epeyce konuşuldu. Haliyle, televizyon kanalları ilgi göstermedi klibe. Grubun klipte Gezi’yi kullanması da tartışıldı. Oysa ne kadar çok dillendirilse, üzerine yazılıp çizilse o kadar yeridir. Tarihe en dürüst şahit sanattır, müziktir, şarkılardır çünkü.


Grubun muhalif tavrı ve sivri dilli albüm boyunca hiç dozajı düşmeksizin sürüyor zaten. Müzikal anlamda çok sağlam bu albüm, şarkı sözlerindeki cesur tavrıyla da alkışı hak ediyor. Albümün ikinci klibi “Kindar” adlı şarkıya çekildi ve bugünlerde servis edildi. Grubun sahne performanslarından görüntülerle kotarılmış bu klip, Murder King’in müziğiyle henüz tanışmamışlar için iyi bir başlangıç olabilir.

DORIAN –“ DORIAN”


2006’da yayımlanan “Yeniden Hayat” adlı ilk Dorian albümü, gruba hatırı sayılır bir çıkış şansı sağlamıştı. “Rock” müziğin parlak bir dönemini yaşadığı o günlerde Dorian, bu türü sevenlerin ilgi odağı olmayı başarmıştı. Açıkçası ben de o albümü sevenlerdendim ama aradan geçen zamanda bir ikinci albüm gelmeyince, Dorian’ın tek albümlük gruplardan biri olarak müzik tarihine yazılacağını düşünmeye başlamıştım. Sonra ne olduysa oldu ve Dorian, 2014 yılının Şubat ayında kendi adını taşıyan yeni albümüyle karşımıza çıktı.


İlkin Kitapçı, Mehmet İncilli, Murat Ötünç, Alex Tintaru, Burak Irmak ve Afşar Yağcıoğlu’ndan kurulu Dorian’ın bu yeni albümünün ilk albümden bir hayli farklı olduğunu söyleyebilmek mümkün. Bir röportajlarında, aradan geçen zamanın değiştirdiği müzikal anlayışlarını yeni albüme yansıttıklarını söylemiş grup üyeleri. Bundan daha doğal bir şey olamaz elbette. Ancak ilk albümü ezber edip ikinci albümü bunca yıl beklemiş dinleyiciler için bu durumu doğal karşılamak pek kolay değil. Ben kendi adıma, bu yeni albüme ısınamadığımı söyleyebilirim. Fazla deneysel ve bu nedenle fazla dağınık buldum çünkü. Dinlerken beni yordu. Yine de bir kulak kabartmak isterseniz ve tabii “progressive” kafasını sevenlerdenseniz, albümden  “Jumanji”yi ve “Geyşa”yı önerebilirim.

NÜKLEER BAŞLIKLI KIZ – “GÖNÜLLÜ KÖLE”


İlk albümünü 2010’da piyasaya sürmüş Nükleer Başlıklı Kız, Ankara kökenli bir grup. İlk albümle adını duyurup kendine bir kitle edinmeyi başaran grubun ikinci albümü “Gönüllü Köle”, 2014’ün hemen başında yayımlandı. Billur Yapıcı ve Tansel Turna’dan kurulu Nükleer Başlıklı Kız’ın şarkılarını da grup elemanları birlikte yazmış.


Popun klişelerinden ziyadesiyle istifade eden bir “pop-rock” albümü bu. Albüme adını veren “Gönüllü Köle”, handiyse bir ‘70’li yıllar pop şarkısı gibi tınlıyor mesela. “Anıları bin parçaya böldüm sessizce,” gibi, “Son bir defa sev beni unutmadan,” gibi, “Karaları bağladı, yaraları dağladı,” gibi şarkı sözleri duyuyorsunuz albüm boyunca. Olabilir, elbette böyle şarkılar da yazılabilir, yazılıyor da nitekim ama grubun adını, tavrını ve duruşunu taşıyacak şarkılar bunlar olmamalı sanki.


Hani dinlediğinizde “Bu bir NBK şarkısıdır,” dedirtecek bir özgünlük, bir farklılık ararsanız, o da yok. Ama daha fenası, Billur Yapıcı’nın şarkı söyleme biçimi. Başından sonuna dek prozodi hataları yapan, şarkı sözlerinin ne anlattığından neredeyse tamamen bağımsız bir biçimde şarkılara sesini veren, hissiz ve vurgusuz bir şarkıcı var bu albümde. Açıkçası, ben dinlerken çok zorlandım.

DİNAR BANDOSU – “DİNAR BANDOSU”


Dinar Bandosu, memleketin ’60 ve ‘70’li yıllar müziğinde çok iyi örnekleri yapılmış saykodelik müziğin günümüz temsilcilerinden biri. 2003 yılında bu iddiayla yola çıkan ve ilk albümü “Saykodelikdeşik”i 2007 yılında yayımlayan grup, 2009’da “Aya da Gidelim Osman” adlı ikinci albümüyle dinleyici karşısına çıkmıştı. Sonrasında kadrosunda bir hayli değişiklik oldu. Bu yeni kadroyla kotarılan ve  grubun kendi adını verdiği üçüncü albüm ise 2014 yılı Şubat ayında yayımlandı.

Grubun şu anki kadrosu Asaf Zeki Yüksel, Yılma Karatuna, Ali Asaf Sarıca, Erdem Aydaş ve Douglas Vegas’tan oluşuyor. Albümdeki 13 şarkı, grup üyelerinin ortak imzasını taşıyor.


Tıpkı önceki albümlerinde olduğu gibi, bu albümde de “Batman”, “Ejderha”, “Zati Sungur” gibi tuhaf isimler, üstü epeyce kapalı göndermeler içeren şarkı sözleri, çok tekrarlı melodik yapılar ve değişen ritimlerle bildik şarkı kalıplarını zorlayan denemeler içeriyor grubun şarkıları. Sabreder, anlamaya çalışır, hazmederseniz ne ala. Kolaycı dinleyiciye hitap eden bir müzik değil çünkü. Nitekim yapısal olarak birbirlerinden çok farklı olsalar da benzer tarzda müzik üreten Replikas ve Babazula albümlerinde de benzer izler görüyoruz yıllardır. Adı üzerinde, saykodelik müzik bir parça “sayko” bir ruh halinin dışa vurumu elbette ama bunu vakti zamanında Erkin Koray gibi, Bunalımlar gibi bu derece zor anlaşılır olmadan da hakkıyla yapanları dinlemiştik. Buna karşın, iyi çalınmış, iyi bir “sound” yakalanmış olmasına amenna. Dinar Bandosu bu konuda ilk albümünden bu yana çizgi üstünde kalmayı bilmiş bir grup. Ben bu yeterlilikte bir grubun böylesine zengin malzemesi olan bir müzik türünün içinden daha etkileyici, daha vurucu şeyler çekip çıkarabileceğini düşünenlerdenim galiba.

ROCKA – “101”


2012’de Tarkan’ın “Ölürüm Sana” şarkısını yeniden seslendirerek adını geniş kitlelere duyuran RockA, “101” adını verdiği ilk albümünü 2013 yılı Aralık ayında DMC etiketiyle piyasaya sürdü.

Tıpkı ‘90’lı yıllar sonunda pop müziğe doyduğumuz gibi, son birkaç yıldır da “rock” müziğe doymuş gibiyiz. Bir dönem bu türde yayımlanan her albüm ilgi görürdü; şimdilerde ise çok azı dikkat çekici olabiliyor. Çok fazla sayıda yeni grup ortaya çıkıyor, yeni albüm yapılıyor ama bu arzı talep eden ne kadar dinleyici var; orası tartışılır. Zira dinleyici eğilimleri dijital müziğin yaygınlaşmasıyla beraber önceden kestirilebilir olmaktan giderek uzaklaşıyor.


Bu karmaşa içerisinde RockA, dikkat çekici gruplardan biri olarak, majör bir plak firmasının çatısı altında olmanın da avantajıyla adından söz ettirdi. Elektronik-rock ve “rap” türlerinin iç içe geçtiği müzikal anlayışı ve yer yer sertleşen şarkı sözleriyle bir parça Manga’nın ilk dönemlerini anımsatıyor RockA şarkıları. Daha önce yayımlanan teklide yer alan iki şarkının haricinde 10 da yeni şarkının bulunduğu bu albümdeki en çarpıcı şarkı ise “Koma”.


Halil Özüpek, Barış Ceylan, Ömer Uyanık ve Berkay Ertürk’ten kurulu RockA’nın şarkıları grubun ortak çalışması ile ortaya çıkmış. Düzenlemeleri ise grubun “lead-man”i Halil Özüpek yapmış.

Henüz hala dinlemediyseniz, yıl bitmeden keşfedilmesi gereken albümlerden biri “101”.


DEVAM EDECEK

ARALIK 2014

15 Kasım 2014 Cumartesi

Kayahan'la Bir Gün

"Bu Şarkılardan Bir Şey Olmaz Dediler Ama Oldu İşte"


(Milliyet Sanat dergisi Ekim 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

Kimileri şanslı doğar, kimileri şansı ararmış. Kayahan şansı arayanlardan olmuş hep. Daha doğrusu kendi şansını yaratanlardan. Öyle ya, şimdi olduğu gibi ‘70’lerde de kimseye öyle kolay kolay “Sen çok yeteneklisin, gel hemen işe başla,” denmiyordu. Hele ki maksadınız bir müzisyen olarak adınızı duyurmaksa. Hele ki içinde debelendiğiniz yer pop arenası ise ve siz genç ve güzel bir kadın ya da sektörde eli kuvvetli bir erkek değilseniz. Bir de Kayahan gibi Ankara’dan yola düşüp gelmiş, İstanbul piyasasının çemberinden geçmemişseniz.


“Babam bile ‘senden adam olmaz’ derdi bana,” diyor Kayahan. Evinin bahçesinde oturuyoruz. Hastaneden çıkalı birkaç gün olmuş. Biraz yorgun ama gayet sağlıklı görünüyor. Hiçbir detayı atlamıyor. Sohbetin ilk yirmi dakikasını benim merak ettiklerimi cevaplamaya ayırmış. Sonrasında içeri geçip, en iyi Kayahan şarkılarından oluşan saygı albümü için yapılan kayıtları dinleyeceğiz birlikte. Anlatıyor, anlattıkça “Şimdi beş dakika daha geçmiş olmalı,” diyor. Sahiden de öyle oluyor. O derece dakik, disiplinli ve detaycı. Her zaman olduğu gibi. Bunu, biraz sonra birlikte şarkıları dinlerken yaptığı yorumlarla da gösterecek zaten.


“Çok mücadele ettim. İstanbul’a geldiğimde beş param yoktu. Çalıştığım mekandan eve yürüyerek dönerdim. Küçücük bir evde hayatta kalmaya çalışıyorduk. Ben o evde yazdım şarkıların çoğunu. İsmi bende saklı birisi, “Esmer Günler” şarkısının melodisini duyduğunda “Buna söz yazılamaz; yazabilen olursa bileklerimi keserim,” dedi. Yazdım. O kişi söylediğinden utandı mı bilmiyorum. Kabul etmek istemediler beni. ‘Bu şarkılardan bir şey olmaz,’ diyorlardı ama oldu işte.”


İnsan bunca çabadan, bunca hayal kırıklığından sonra küsüp vazgeçmez mi acaba? Bir yerden sonra “Olmaz olsun!” demez mi? Dememiş hiç. “Mücadele etmek benim ruhumda var,” diyor Kayahan. “Benim hiçbir şarkım bir diğerine benzemez. Hiçbirinin akışı, yapısı basit pop şarkılarının formunda değildir. Çünkü ben bir şarkı için günlerce, aylarca, bazen yıllarca uğraşırım. Oya gibi işlerim şarkılarımı. Söz ve müzik bir bütün olur. Biri diğerinden ayrılmaz. O kadar sağlam örerim. O yüzden de şarkılarımın bedeli bellidir.”


Asıl merak ettiğim mesele Kayahan gibi kariyeri boyunca kimselere kolay şarkı vermemiş, hep ince eleyip sık dokumuş bir bestecinin, kendi şarkılarından oluşan saygı albümüne ne derece müdahil olduğu. Ben de birkaç isim önerecek oldum mesela, “Keşke şunlar da olsa,” diyerek. “Hayır!” dedi. “Önce şarkı. Biz şarkıcıyı değil, şarkıyı seçiyoruz. Ondan sonra o şarkıya uygun şarkıcıyı sorguluyoruz.”

Albüm süreci başladığında şarkılarından birini olsun söylemek isteyen bir çok isim ulaşmış Kayahan’a. Kimileri ‘demo’ kayıtlarını hazırlayıp göndermiş. Azerbaycanlı şarkıcı Lale Memmedova bunlardan biriymiş mesela. “Kar Taneleri”ni söylemiş ve bir şekilde Kayahan’a ulaşmış. Albümdeki sürpriz isimlerden biri olmuş böylece.


“Düzenlemelere ne kadar müdahale ettiniz?” diye soruyorum. “Söz, müzik ve düzenleme bir bütündür. Birinden biri sallanırsa, o şarkı da sallanır,” diyor. “Ben yıllarca hep belirli isimlerle çalıştım ve ilk fikri hep ben verdim. Albümlerimin çoğunda düzenlemelerde benim de imzam vardır. Çünkü şarkıların nasıl düzenlenmesi gerektiğini ben şarkıyı yazarken tasarlıyorum.”

İçeri geçiyoruz sonra. Makara bantlı teypten pikaba, kasetçalardan CD çalara, farklı dönemlerde müzik dinlenilen cihazların yan yana durduğu bir çalışma odası burası. Ama biz şarkıları bilgisayardan dinliyoruz.


Söz konusu Kayahan olunca, popun irili ufaklı yıldızlarının bir albümde toplanmış olması şaşırtıcı değil. Hepimizin kişisel tarihinde en az bir Kayahan şarkısının izi yok mu? Mutlaka vardır. Nitekim albüm o şarkıların arasından Kayahan tarafından seçilmiş en iyilerle dolu. Kadro ise öyle böyle değil.


Ajda Pekkan zaman zaman konserlerinde de seslendirdiği “Gönül Sayfam”ı söylemiş. Sezen Aksu “Odalarda Işıksızım”, Tarkan “Yemin Ettim” ve Nilüfer “Bir Garip Serçe”yle albümün ağır topları. Aralarındaki kırgınlık nedeniyle yıllardır Nilüfer’den Kayahan şarkıları dinleyemiyoruz malum. Nilüfer’in bu albümde yer alması o kırgınlığın sonu olur mu, onu zaman gösterecek. Ama ben “Bir Garip Serçe”yi dinlerken Nilüfer’in sesinden bir Kayahan şarkısı dinlemeyi ne kadar özlediğimi fark ettim. Sanırım albümü dinlerken çok kişi de aynı şeyi hissedecek.


Yeni kuşaktan Sıla “Canım Sıkılıyor Canım”, Mustafa Ceceli “Sarı Saçlarından Sen Suçlusun”, Gülşen, “Emrin Olur”, Funda Arar “Ve Melankoli”, Emre Aydın “Her Şeyden Çok”, Mehmet Erdem “İlk Değil”, Yonca Lodi “Gözlerinin Hapsindeyim”le renklendiriyor albümü. Her biri farklı renk ve tınıdaki bu seslerin o hepimizin ezbere bildiği şarkılara getirdiği farklı yorumlar albüm çıktıktan sonra elbette uzun uzun konuşulacak. Kimi birini beğenecek, kimi öbürünü. Kimi birini sevmeyecek, kimi bir diğerini. Ama bir müzik yazarı öngörüsüyle söylemem gerekirse, bu grup içerisinde Sıla ve Emre Aydın yorumları bir parça daha ön plana çıkacak gibi görünüyor.


Benim Kayahan diskografisi içerisinde pek az önemsediğim “Nar Tanem”, yeni düzenlemesi ve Demet Sağıroğlu’nun yorumu ile albümdeki parlak işlerden biri olmuş. Kayahan şarkıları sesine çok yakışan ilk isim Nilüfer’se ikincisi Demet Sağıroğlu kuşkusuz. Kıdem sırasında onlardan sonra gelen İpek Açar ise bu albümde “Mor Menekşe”yi seslendiriyor. İpek Açar, Demet Sağıroğlu’nun solo kariyerine başlamasından sonra Kayahan’ın vokalisti olmuş, sonra bu ortaklık evlilikle taçlanmıştı. İpek Açar 2002 yılında bir de “Kayahan Şarkıları” albümü yaptı. Bu sıralar Kayahan, İpek Açar için yeni şarkılardan oluşan bir albüm de hazırlıyormuş. Hatta bir şarkıyı da dinledim günün “bonus”u kabilinden ama şimdilik gündem saygı albümü elbette.


Candan Erçetin “Büyük Aşkım”, Suat Suna “Yoksun Sen”, Aşkın Nur Yengi “Atın Beni Denizlere”yi söylüyor albümde. Gülben Ergen “Devamı Var”la, Öykü ve Berk kardeşler ise “Beni Anlamadın Ya” ile Kayahan’a saygı selamı gönderen diğer isimler. Bir de Yasmin Levy var… Söylediği her şarkıyı yangın yerine çeviren Levy, en etkileyici Kayahan şarkılarından biri olan “Sabahlar Uzak”ı kalbinize hançer gibi saplayacak, söylemedi demeyin. Daha önce İbrahim Tatlıses’in de söylediği “Allah’ım Neydi Günahım” ise bu albümde Mine Koşan yorumuyla çıkıyor karşımıza.


Albümün büyücek bir sürprizi daha var ama adı üzerinde “sürpriz” ve ben de o sürprizi bozmayacağım. Eğer bir son dakika değişikliği olmazsa, bu yıldız kadrosunun içerisinden yepyeni bir yıldızın doğuşuna birlikte şahit olacağız, o kadar söyleyeyim.


Tıpkı Aysel Gürel albümünde olduğu gibi, bu albümde de işin prodüktörlük kısmını Murat Yıldırım üstlenmiş. Saygı albümleri hep çok tartışıldı bu ülkede, hep çok konuşuldu ve olumsuz eleştirilerden de çokça nasibini aldı. Zira orijinal hallerini çok sevdiğimiz şarkıları farklı versiyonlarla dinlemeye pek gönlümüz elvermiyor. Ama şunu da kabul etmek lazım ki, o farklı isimleri bir albüm çatısı altında toplamak hiç kolay değil. İşin sadece bu kısmı için bile Murat Yıldırım’ı kutlamak gerek. Tabii en çok da sayısını bile bilmediğimiz kadar çok şarkısıyla hayatlarımıza, aşklarımıza, umutlarımıza, anılarımıza izler sürmüş Kayahan’ı ayakta alkışlamak gerekiyor. Eh, bu albüm de en çok bunun için değil mi zaten?      

EYLÜL 2014

24 Ekim 2014 Cuma

"Dilim, Vicdanım Benim"*


Şu “gayrimüslim” lafını sevmem oldum olası. Bu yaşıma kadar tanıdığım hiçbir insanın hangi dine mensup olduğuyla ilgilenmemi gerektirecek bir durumla karşılaşmadığımdan olsa gerek. Belki resmi ya da akademik literatür için, ne bileyim istatistikler, bilimsel araştırmalar devşirmek, tarih yazmak için filan bir kriterdir; belki de değildir. Ama gündelik hayatın insan ilişkileri içerisinde bir dinin/mezhebin/cemaatin mensubu olma mefhumunu kriter kabul ederseniz, sıradan faşizmin ayak sesleri er ya da geç kulağınıza kadar gelir. Uzağa gitmeye gerek yok; ülke tarihinin son on yılı bu tezin türlü vesilelerle ispatı ile geçti zaten. Hâlâ da artarak sürüyor.


Hayır, maksadım müslimi gayrimüslimi ile yüzlerce yıldır bu topraklarda nasıl kardeş kardeş yaşadığımızı anlatmak, ders vermek değil. Onu hep beraber yaşadık, gördük, hatta halen yaşıyor ve biliyoruz zaten. Siyasetin ayrıştırıcı dili sırça kümesteki fil misali kırıp dökse de hassasiyetlerimizi, varlık vergisi gibi, teçhir gibi, 6-7 Eylül gibi silinmesi zor kara lekeler sürülmüşse de tarihimize, aynı coğrafyanın, aynı iklimin, aynı kaderin suyundan, ekmeğinden, duyarlılıklarından pay almanın bağı galip gelir sonunda. Gelmiştir. Gelecektir. Misal mi? Bu bir müzik yazısı olduğuna göre, hadi gelin Türkiyeli Ermenileri silelim müzik tarihimizden birlikte.


19. yüzyıl sonlarında geliştirerek kullanmaya başladığı nota sistemi sayesinde hem Osmanlı saray müziğinin ve Mevlevi ayin müziğinin hem de Ermeni kilisesinin binlerce yıllık şaraganlarının önemli bir bölümünün bugüne ulaşmasını sağlayan Hampartzum’u silelim.

Aynı şekilde Hampartzum nota sistemini kullanarak Osmanlı ve Rus İmparatorlukları topraklarında yaşamış kaynak kişilerden ve yazılı kaynaklardan binlerce şarkı derleyen Kütahya doğumlu müzikolog Gomidas Vartabed’i de silelim.  


Besteledikleri sayısız eser bugün dahi çalınıp söylenen Tatyos Efendi’yi, Bimen Şen’i, Udi Hrant’ı, Artaki Candan’ı, Sarkis Efendi’yi, Nubar Tekyay’ı, Udi Kirkor’u silelim… “Hastayım Yaşıyorum”u, “Bu Akşam Gün Batarken Gel”i, “Kimseye Etmem Şikayet”i, “Gamzedeyim Deva Bulmam”ı ve daha onlarca, yüzlerce şarkıyı, semaiyi, peşrevi filan da sileceğiz mecburen.


Kemençeye bugünkü klasik şeklini veren Baron Baronak, yaptığı kanun ve tamburlarla ünlü Harutyan (Artin) Uzunyan, ud, kemençe ve santur ustası Niğde’li Mihran Keresteciyan, Hasköylü Mıgırdıç, Arşak Çömlekçiyan, Zeron Çakıcıyan, Garabet Mikailyan, Arşak Köseyan ve daha onlarca “lütiye”yi (müzik enstrümanı yapan zanaatkârı) da silelim bir çırpıda.

Klasik müziğimizden Jirayr Arslanyants’ı, Edgar Manas’yı, Dikran Mamigonyan ‘ı silelim. Caz müziğinde Dikran Karagözyan’ı, Burak Bedikçiyan’ı, Varujan Zilciyan’ı, Herrman Hallaçoğlu’nu, Sevan Agoşyan’ı da silelim.


Sonra Mine Koşan’ı, Asu Maralman’ı, Hayko Cepkin’i silelim.

Garo Mafyan’ı, Onno Tunç’u, Arto Tunç’u silelim sonra. Ne “Üzgünüm” kalsın, ne “Abone”, ne “Sen Ağlama” ne de “Git”… “Sarışın”ı, “Vazgeçtim”i filan da unutmayalım. Onlar da Ara Dinkçiyan’ın besteleriydi çünkü…


Cenk Taşkan ve Norayr Demirci de var mesela. “Beni Benimle Bırak”tan, “Anılar”a sayısız şarkıyı, Türk popunun yüzlerce şarkındaki o eşsiz düzenlemeleri de silelim…

Bu liste uzar gider… Daha bunun Rum’u var, Yahudi’si var, Süryani’si var… Var oğlu var…

Yok, hayır! Elbette silmeyelim. İstesek de silemeyiz zaten. Biz en iyisi sadece müziğe kulak verelim. Dini, dili, mezhebi, ırkı, cinsiyeti, ten rengini bir kenara bırakarak… İnsanın en saf haline, kalbine giden yol oradan geçiyor çünkü. Resimden, şiirden, öyküden, ama en kolayından da müzikten…

GOMIDAS VARTABED - “YERKARAN”


Bir zamanlar ve bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyanın kültürel geçmişini gün ışığına çıkarmak için bugüne dek sayısız albüm yayımlamış Kalan Müzik, Hampartzum notasyonunu yaratan Baba Hampartzum’u 2010 yılında hem bir albüm, hem de bir sergiyle gündeme getirmişti. Çift diskten oluşan bu albümde Hampartzum tarafından kayda alınan Ermeni kilisesinin sevilen şaraganlarından örnekler ve onun tarafından bestelenmiş, varlığından çok az sayıda kişinin haberdar olduğu klasik Osmanlı müziği eserleri bulunuyordu. Yaklaşık 200 yıl öncesinde kalmış bu kültürel mirasın tekrar ortaya çıkarılması neresinden baksanız heyecan vericiydi.


Kalan Müzik  2014 yılının Ocak ayında ise bu defa Gomidas Vartabed’in derlemelerinden oluşturulmuş bir albüm yayımladı. Albüm, ‘Resounding Gomidas’ Legacy’ (Gomidas’ın Mirasını Yeniden Seslendirmek) adlı bir projenin bir uzantısı olarak “Yerkaran” üst başlığı ile piyasaya sürüldü. 2010’da başlayan ve Anadolu Kültür, Kalan Müzik ve Hollanda’dan Prince Claus Fund’un desteğiyle, Burcu Yıldız, Melissa Bilal, Saro Usta ve Ari Hergel tarafından yürütülen projenin ikinci aşamasında ise, Gomidas Vartabed’in akademik çalışmalarının Türkçe çevirilerini ve bazı arşiv belgelerini içeren bir kitap yayımlanacakmış.


Ancak albüm de hem projeyle, hem Gomidas’la, hem de albümde bulunan şarkılarla ilgili çok detaylı ve kapsamlı bir kitabın içerisinde satışa sunulmuş. Gomidas’ın transkripsiyonlarından örnekler de var kitabın içinde, fotoğraflar ve şarkı sözleri de. Ermenice, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan bu kitap, albümü dinlemeye başlamadan önce bilgi ve fikir sahibi olmanızı sağladığı gibi, albümün arşiv değerini de yükseltiyor.


Ermenice “Yerkaran” kelimesi, “şarkı defteri” anlamına geliyormuş. Gomidas’ın derlemelerini barındıran 14 ciltlik şarkı defterlerinden bu albüm için seçilenler arasında Zeybek formunda Türkçe bir türkü de var, dengbej tavrı ile okunan Kürtçe bir şarkı da… Ermenice bir dini ezgi de var, Gomidas’ın ‘Yerevan Ezgisi’ notu ile notaya aldığı Şii ezanı da… Şarkıları yüzlerce yıl sonra notalarından yola çıkarak yeniden hayata geçirenler arasında ise İstanbullu Ermeni, Türkiyeli, Ermenistan’dan ve diasporadan, aralarında Aram Kerovpyan, Murat Aydemir, Ara Dinkjian, Murat İçlinalça, Aşuğ Bingöl, Ali Tekbaş, Ertan Tekin, Aytekin Ataş ve Şevval Sam’ın da bulunduğu çok sayıda müzisyen var.


Tuhaf bir biçimde hepsi kulağınıza da kalbinize de çok tanıdık gelecek melodiler, notalar, sesler duyacaksınız albüm boyunca. İçinize işleyecek her biri. Sınırların, dinlerin, mezheplerin, dillerin, ırkların, renklerin ayrıştıramadığı, bölemediği notalara kapılıp gideceksiniz. Bir yandan yeniden ortaya çıkarılmış bir dünya mirasının küçücük bir kısmına da olsa şahitlik ederken, bir yandan da dünya üzerinde insan olarak yaşayıp giderken sıkı sıkıya tutunduğunuz aidiyetlerin ne kadar yersiz olduğunun farkına varacaksınız.

Hepsi bir kenara, sadece bir müzik tutkunu olmanız bile bu kıymetli albümü arşivinize katmanız için yeterli sebep.

SİBİL – “SER”


Bu toprakların kadim müzik kültüründe yeri yadsınamaz Ermeni müziğinin bir de bugünleri ve bugünlerinin bir temsilcisi var. Adı Sibil.

Sibil Pektorosoğlu ile ilk kez Nükhet Duru’nun Surp Vartanants korosu ile birlikte verdiği “Sevgiyle El Ele” konserinde tanışmıştım. Hem koronun solistlerinden biriydi, hem de solo bir şarkı seslendirmişti o konserde. Majak Toşikyan’ın bir bestesi idi o şarkı; ya da bildiğimiz adıyla Cenk Taşkan’ın. Zaten Cenk Taşkan, Sibil’e el veren müzisyenlerden biriydi ve nitekim 2010 yılında piyasaya çıkan ilk albümünün de müzik direktörlüğünü yaptı.


Evet Sibil’le o konser vesilesiyle tanıştık ve arkadaş olduk ama benim için Sibil, dostluğu bir yana, sesine hayran olduğum, doğru ve iyi şarkı söyleyen bir şarkıcı. Nitekim kendi adını taşıyan ilk albümü de hem onu ve sesini geniş kitlelere tanıtmakla kalmadı, yayımlanmış ilk popüler Ermenice albüm olarak müzik tarihimize geçti. Albümdeki “Namag” adlı şarkıya çekilen klibin TRT ekranlarında gösterilmesi de bir başka ilk oldu. O günden bu yana yurt dışında ve içinde yaptığı konserlerle de adından söz ettiren Sibil, 2012’de Moskova’da düzenlenen Ermeni Müzik Ödülleri töreninde “Magical Voice (Büyüleyici Ses)” dalında ödül kazandı ve Türkiye’de yaşayıp da bu ödülü kazanan ilk kişi oldu.


Ne yalan söyleyeyim, Sibil’in müzik yolculuğunda giderek yükselen çizgisini göğsüm kabararak izledim, izliyorum. Bence önemli bir boşluğu doldurdu ve bileğinin/sesinin hakkıyla Ermeni müziğinin yeni yıldızı oldu.


Sibil’in ikinci albümü “Ser”, 2014 yılının Ocak ayında Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı. Albümde 11 şarkı ve 1 farklı versiyon var. Bu şarkıların 7’si Cenk Taşkan tarafından bestelenmiş, diğerleri ise tanınmış Ermeni bestecilerin eserleri. Levon Abrahamyan, Ara Gevorkyan,Aleksey Hekimyan bu isimler. Şarkı sözlerinde ise Hovhannes Shiraz, Artur Safaryan, Avet Barseghyan, Makruhi B. Hagopyan, Tuma Çelik, Vahan Teryan, Hamo Sahyan ve Ashod Krashi’nin isimlerini görüyoruz kartonette.


Albümde bir de anonim şarkı var.  “Adanayi Voghpi” adını taşıyan bu şarkıyı Türk pop müziğini yakından takip edenler dinler dinlemez hatırlayacaklardır. Zira şarkının Türkçe versiyonu 2002 yılında “Sebebim Aşk” adıyla seden Gürel tarafından seslendirilmişti. Türkçe versiyon her ne kadar aşk üzerine yazılmış olsa da, bu şarkının orijinali aslında 1909 yılında Adana’da yaşanan olaylar sonrasında can veren Ermenilere adanmış bir ağıtmış. Sözlerini hiç anlamasanız, kartonetteki çeviriyi okumasanız bile şarkının notalarına sinen acıyı hissetmemek mümkün değil zaten.


Bilenler bilir, Cenk Taşkan hem uluslararası standartlarda besteler yapan, hem de yerel motifleri de yeri geldiğinde ustalıkla kullanan bir bestecidir. Nitekim Sibil’in bu albümünde de Taşkan’ın hem senfonik kalıplarda, hem de Ermeni halk müziğinin etkilerini taşıyan besteleri var. Ermeni halk müziği dediysem, hiç öyle uzaklara bakmayın; kulağımıza çok aşina ritimler, melodik yapılar var tüm şarkıların içinde. Aynı topraklarda yaşamışlığımızı, aynı duygulardan geçmişliğimizi her dakika hissediyorsunuz bu albümü dinlerken. Sibil’in su gibi sesi de cabası.


Albümdeki düzenlemeler de Cenk Taşkan tarafından yapılmış. Sadece “Siro Hekiyat” adlı şarkının düzenlemesi, bestecisi de olan Ara Gevorkyan imzasını taşıyor. Bir de “Avedyats Yergir” adlı şarkının “remix” versiyonu Mercan Dede tarafından düzenlenmiş.

Kendi inanç ve düşünce biçiminden başka türlüsünü benimseyeni “Çok af edersiniz, bilmem ne…” diye nitelendiren bir zihniyete, bir dile, bir üsluba inat daha çok dinlemek, anlamak, farkında olmak lazım. Hiçbir şey olmadıysa, bu albüm buna bir vesile olabilir. Çünkü müzik, aslında topyekûn sanat, en çok hatırlatandır bize “sadece insan” olduğumuzu.

ARA DİNKJİYAN – “FINDING SONGS” & “CONVERSATIONS WITH MANOL”


Ara Dinkjiyan, Türkiye’de daha ziyade Sezen Aksu ile birlikte yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Yakın bir tarihte bir kez daha İstanbul’a geldi ve Aksu ve Fahir Atakoğlu ile birlikte Zorlu Center PSM’de bir konser verdi hatta. Dinkjiyan Amerikalı bir Ermeni ama ailesi Diyarbakır kökenli. Yani kökleri yine bu topraklardan. Haliyle de ses verdiği notaları hep sevdik biz. Bir kaçını sayayım mesela: Sezen Aksu’dan “Vazgeçtim”, “Sarışın”, “Yine mi Çiçek”, “Son Sardunyalar”, “Hoş Geldin”, Ahmet Kaya’nın “Ağladıkça”sı en çok bilinenler olarak sıralanabilir.


Türkiye’de bir çok müzisyenler ortak çalışmalar yapan Dinkjiyan, dünyada ise en çok, Arto Tunçboyacıyan’la birlikte kurdukları Night Ark topluluğu ile yaptığı albümlerle biliniyor. Besteleri 13 farklı dilde kaydedilmiş, yanı sıra enstrümanistliği ile tanınmış bir müzisyen. İsmi dünya çapındaki ud virtüözlerinin en başında sayılıyor.

Kalan Müzik, geçtiğimiz Haziran ayında, Dinkjiyan’ın iki albümünü birden, tek bir ambalajla piyasaya sürdü. 2011 yılında kaydedilmiş “Conversations With Manol” ve 2013 çıkışlı “Finding Songs” adlı albümler bunlar.


“Conversations With Manol”, dünyaca ünlü ud yapımcısı Manolis Venios’un ürettiği bir uddan ilham almış bir proje albümü. Manos olarak da tanınan Manolis Venios’un ürettiği bir uda sahip olmak, dünyadaki her ud çalan enstrümanistin hayali imiş. Dinkjiyan, elindeki 1907 üretimi Manos udla tamamen emprovize, kendisinin “conversations” olarak adlandırdığı parçalar çalıyor albüm boyunca. Bunlar birer beste değil, ya da birer ud taksimi. Manos udunun kusursuz tınısı ile Dinkjiyan virtüözitesinin sohbeti sadece.

Ara Dinkjiyan, 1914 yılında İstanbul’da ölen ve çok sayıda ud ustası yetiştiren Manos başta olmak üzere, tüm “lütiye”lere adamış bu albümü.


“Finding Songs” albümü ise Dinkjiyan tarafından bestelenmiş ve düzenlenmiş 12 parçadan oluşuyor. Ara Dinkjiyan Quartet olarak Dinkjiyan’ın udun yanı sıra cümbüş, saz ve elektro cümbüş de çaldığı albümde, ona kemençesi ile Sokratis Sinopoulos, piyanosu ile Yannis Kirimkiridis ve perküsyonu ile Vangelis Karipis eşlik etmiş. İsimlerden de anlaşıldığı üzere, Yunan müzisyenlerle, Atina’da kaydedilmiş bir albüm bu.

Albüm kartonetinde yazdığını göre, Ara Dinkjiyan besteci sıfatından pek hoşlanmaz, kendisini “şarkı bulucu” olarak nitelendirmeyi tercih edermiş. Eh, bu da albümün ismini (“Finding Songs”) açıklıyor sanırım.


Diğer albümdeki eserler şarkı formunda olmadığı için bir şey diyemem ama bana kalırsa “Finding Songs”tan Türk popuna en az bir, muhtemelen birden fazla yeni şarkı çıkabilir; demedi demeyin.

İyi müzik dinlemek için, müzik beğeniniz doğrultusunda farklı alternatifler bulmak hiç de zor değil artık. Dinjkiyan’ın bu iki albümü de iyi müzik vaat ediyor. Aklınızda bulunsun.

YAVUZ HAKAN TOK, EKİM 2014, İSTANBUL   

* Yazının başlığı Sibil’in albümünde yer alan “Mer Lezun (Dilimiz)” adlı şarkının çevirisinden alıntıdır.