Bu Blogda Ara

25 Ocak 2016 Pazartesi

Hepimiz San Marinoluyuz!



“Vayomini dö pua, yunaytıd kindım tu points… Lalmeyn di pua, görmıni ten points…”

Ecnebi ülkeler birbirine böyle böyle puan dağıtırken biz siyah beyaz televizyonumuzun başında bize de bir iki puancık veren olur mu diye nefesimizi tutar beklerdik. Hayaller ilk beş, hayatlar son beş olurdu her seferinde. Sonra gecelerden bir gece Bülent Özveren’in canlı yayında kendinden geçerek haykırdığını da gördük: “Türkiye birinci değerli seyirciler, Türkiye birinci! Şu an herkes bana döndü salonda çünkü şeyimin önünde… naklen yayın kulübemin önünde bir tane Türk bayrağı var!”


Acısıyla tatlısıyla, heyecanıyla dedikodusuyla… Politik puanları, berbat şarkıları ama hep çok eğlenceli havasıyla… Cümbüşüyle, şovuyla, teknolojisi, görseliyle… Ne güzel yarışmamızdın sen Eurovision abla! (Burada fonda Eurovision'un sinyal müziği çaldığını hayal edin.)

Ne oldu da vazgeçti TRT katılmaktan ve yayınlamaktan? Malumun ilamına lüzum yok. Yüzünü batıdan doğuya dönmüş, ortak Avrupa kültürünün bir parçası olmayı nicedir reddetmiş bir ülkede resmi televizyon kanalının “müteyeddin” çizgisi “batının ahlaksızlığı”na geçit veremezdi haliyle. Vermedi de. Allem edildi kallem edildi, oylamanın adaletsizliği bahane edildi falan filan… Geçelim bunları…


Beyaz camın karşısında bir puan iki puan beklediğimiz günlerden “Türkiye birinci, Türkiye birinci!” çığlıklarına, oradan da dördüncü filan olunca kahrettiğimiz günlere uzanan şahane bir macera yaşadık otuz küsur yıl. 2016’da ise kırk yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek bir biçimde tekrar dâhil olduk yarışmaya. Hayır, tabii ki TRT tekrar katılmaya karar vermedi. Ama bir Türk şarkıcı var bu sene yarışmada. Serhat Hacıpaşalıoğlu, San Marino adına katılıyor Eurovision’a. Neden mi? Nasıl mı? Şöyle…


“Pek standart bir durumla karşı karşıya değiliz. O bakımdan sadece kendi ülkemde değil, diğer ülkelerde de ilgiyle izlenen bir konu haline dönüştü. Biliyorsunuz, son yaptığım çalışma Fransızca bir şarkıydı. “Je M’adore” geçen sonbahardan başlayarak Avrupa’nın pek çok ülkesinde, özellikle Almanya başta olmak üzere dans ve “dj” listelerinde 1 numaraya kadar yükseldi. Ve tabii bu da beraberinde bir ilgi getirdi. Bu ilgiyle beraber medyada haberler çıktı. San Marino’nun Eurovision için arayışında bu başarı dikkatlerini çekmiş. Avrupa’da yükselen bir yıldız arayışındaydılar. Benim Almanya’daki menajerim ve plak şirketimle bağlantıya geçmişler. Böyle bir teklif geldi. Ekim ayında bunu konuşmaya başladık. Karşılıklı beklentilerimizi, neler yapabileceğimizi masaya yatırdık. Aslında bu karar Aralık başında alınmıştı fakat kamuoyuna açıklanması için yılbaşından sonrayı bekledik. Ve 12 Ocak’ta San Marino televizyonunda bir basın toplantısıyla tüm dünya kamuoyuna açıklandı.”


Böyle anlatıyor Serhat Hacıpaşalıoğlu, yarışmaya San Marino adına dâhil olma hikâyesini. Hacıpaşalıoğlu’nun Türkiye’deki basın toplantısı da geçtiğimiz hafta yapıldı ve konuyla ilgili merak ettiğimiz detayları da orada öğrendik. Mesela yarışmada seslendireceği şarkı nasıl bir şarkıydı? (İlk soru olarak bu soruyu ben sordum haliyle.)

“Şarkının prodüksiyonu Brüksel ve Fransa’da hâlâ devam ediyor ama şarkı anonsunu Şubat sonu Mart başı gibi yapacağız. Şarkı uluslararası bir ekip tarafından, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca olmak üzere dört ayrı dilde hazırlanıyor. Dünyanın farklı yerlerindeki çok önemli “dj”ler tarafından “remix”leri yapılıyor. Aynı zamanda pek yapılmamış bir şey de yapıyor, aynı şarkının yeni okumalarla farklı versiyonlarını da hazırlıyoruz. Dolayısıyla kuvvetli bir paket olarak sunulacak. Tabii ki en çok merak edilen şey şarkı ama şuna inanabilirsiniz; çok sağlam bir şarkıyla geliyoruz.”


Serhat’ı uzun yıllardır tanırım. Bu yıllar içerisinde çok sık görüşmemiş olsak da onun Eurovision’a olan ilgisi ve merakını da iyi bilirim. Nitekim basın toplantısında konuya hâkimiyeti hemen hissediliyordu.

“Eurovision Şarkı Yarışması, dünyadaki tüm yarışmalar gibi zamana göre değişimler gösteriyor. Türkiye’nin üzerinden bir örnek vereyim. 1980’de Ajda Pekkan “Petrol” ile katıldı. Mükemmel bir şarkıydı ama 1980 için çok erken bir şarkıydı. Belki 2000’lerde katılmış olsaydı birinci bile olabilirdi. Dolayısıyla zamana uygunluk çok önemli. Döneme uygunluk… Bir de evrensel olmaya gayret göstermek lazım. Zaten ben de müzik çalışmalarımda bu yolda ilerlemeye gayret ettim. Özellikle uluslararası müzik çalışmalarımda evrensel bir duruş sergilemeye özen gösterdim. Zaman içerisinde bunun doğru bir formül olduğunu da gördüm.


Yarışmada da bu duruşu kesinlikle bozmayacağız. Ama bu yıl muhakkak hızlı bir şarkı kazanır ya da bu yıl mutlaka bir balad kazanır gibi bir şeye inanmıyorum. Paketin tamamı çok önemli. Bazen bir akım ortaya çıkıyor. Yine Türkiye’den örnek vermek gerekirse, 2003’de Sertab Erener’in birinci olduğu yarışmadan sonra arka arkaya önce Ukrayna’dan Ruslana, sonra Yunanistan’dan Helena Paparizu etnik elementlerle yapılmış şarkılar ve şovlarla birinci oldular. Sertab bir akım başlatmış oldu. Sonra durum değişti, başka etkenler söz konusu oldu. Dünya çok hızlı değişiyor. Önemli olan tüm ülkelerin sevebileceği doğru şarkıyı yakalamak. Ben bu konuda ekibime ve çalışmamıza çok güveniyorum.”


Tabii gönül isterdi ki Serhat bütün bu birikimini, uluslararası ilişkilerini ve Avrupa’da kazandığı başarıyı ve gördüğü ilgiyi Türkiye adına kullanabilsin. Ama ne mümkün? Bakın ne olmuş ve Serhat bu konuda ne düşünüyor?

“Bana bu teklif geldiğinde benim Almanya’daki plak şirketim TRT’ye yazılı olarak bu konuyu bildirdi ve Türkiye eğer Eurovision’a katılmayı planlıyorsa bu hususun da değerlendirilmesi konusunda bir bilgi geçildi ama herhangi bir cevap gelmedi ve zaten TRT yarışmaya katılmayacağını açıkladı. Burada kırgınlık gibi bir durum olduğu sonucunun çıkmasını istemem. Her kurumun kendi için tercih ettiği bir davranış biçimi, üslup olabilir. Buna saygı duymak gerekiyor. Biz üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Çünkü çok ayrıntılı bir paket de yollandı TRT’ye; CD’ler, Avrupa çapındaki başarı ile ilgili bilgi ve belgeler ve bunun yarışma için artılarından bahsedildi. Ama zaten TRT’nin kararı katılmamak yönündeymiş. Dolayısıyla bu konuyu çok büyütmemek gerektiğini düşünüyorum.


Eurovision 61. kez yapılacak ve Türkiye ‘70’li yıllardan beri çok da başarılı sonuçlar aldı. Birinciliğimiz, ikinciliğimiz, dördüncülüklerimiz var. Ben Eurovision’u takip eden biriyim ve bu platformda Türkiye’nin olmamasına elbette üzülüyorum. Çünkü sanat ortamları bütün ülkeleri birbirine kaynaştıran, birleştiren, bütün politik ortamlardan uzaklaşmış, çok daha temiz ve naif bir biçimde bir araya getiren ortamlar. Türkiye’nin bu yarışmada olması kendi imajımız açısından çok değerlidir diye düşünüyorum. 


Kaldı ki Türkiye bu yarışmada çok da sevilen ve merak edilen, beklenen de bir ülkedir. Çünkü farklı çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Çok değerli sanatçılar temsil etmiş, çok güzel şarkılarla katılmıştır. Mesela ben Semiha Yankı’nın “Seninle Bir Dakika”sının sonuncu olmasına rağmen Eurovision’a katılmış en güzel şarkılardan biri olduğunu düşünüyorum. Türkiye gerçekten güzel şeyler yapmıştır. Tabii ki katılmamamızın farklı nedenleri olabilir. Çünkü buna resmi bir yayın kurumu karar veriyor ve kendi nedenleri vardır. Onu da saygıyla karşılamak lazım. Ama ümit ediyorum ki bu yıl bu vesileyle adı geçecek olan Türkiye, gelecek yıl da kendi adıyla yarışmada yer alır.”


E bu meselenin bir de San Marino cephesi var. Öyle ya misal bu yarışmaya katılıyor olsak ve bizi temsil etmek üzere lafın gelişi Mozambik’ten (misal sayılmaz ya) bir şarkıcı seçilse, bizim memlekette yer yerinden oynar, taş taş üstünde kalmaz. 1979’u hatırlayanlar bilir; Mari Rita Epik ve 21. Peron o sene Türkiye finalini kazanınca, Epik İtalyan kökenli İzmirli bir aileden gelmesine ve özbeöz Türk vatandaşı olmasına rağmen neler denmiş, yazılmış, çizilmişti de kızcağız nüfus kağıdını göstermek zorunda kalmıştı gazetecilere. Sonra Türkiye yarışmadan çekilince Epik gidemedi de mesele kapandı. Gitse ve de başarısız olsa daha neler söylenirdi düşünemiyorum bile.


“30 bin nüfuslu, çok küçük bir ülke San Marino. Dolayısıyla sürekli profesyonel sanatçı yetiştirmelerine imkân yok. O ülkede ülkeyi temsil edebilecek kaç tane profesyonel şarkıcı olabilir, düşünün. Dolayısıyla uluslararası çalışmalara çok açık bir ülke. Çok da ilgiyle karşılandı, çok olumlu şeyler duydum. Beni kucakladılar. Ama bunu da çok abartmamak lazım. Evet bir Türk, Eurovision’da San Marino’yu temsil ediyor. Bu Avrupa için çok değişik bir bileşim. Ama bir de şarkıyı dinlemek lazım. Bu bir şarkı yarışması. San Marino beni Türk olduğum için seçmedi, başarılı bir iş yaptığım için, dikkatleri çektiğim için seçildim.”

Müzik (ya da topyekun sanat) zaten sınırlara, kimliklere, nüfus kağıtlarına sıkıştırılamayacak bir şey. “Batının ahlaksızlığı” bunu fark edeli çok oldu tabii. Darısı başımıza demek bile iyimserlik oluyor ya neyse…


Şahsen ben kaç yıl sonra yeniden heyecan duydum bu kadim yarışmayla ilgili. Ben bile ilgimi kaybetmek üzereydim, o derece. Hatta gitsem mi bu sene acaba ne yapsam diye düşünüyorum şimdi. Gitmesem bile takip edeceğim. Serhat’ın rakipleri kimler olacak, hangi ülke nasıl bir şarkıyla katılacak filan hepsini tıpkı eskisi gibi merak edeceğim. Hatta yarışma gecesi illa ki San Marino’ya oy vereceğim. Ya ne yapacakltım? Bu sene hepimiz San Marinoluyuz ne de olsa!


Toplantıdan sonra Serhat’la uzun uzun konuştuğumuz “off the record” mevzuları buraya yazmayacağıma göre yazının sonunu yine Serhat’ın basın toplantısında sarf ettiği cümlelerle getireyim bari. Çünkü bu cümleler tam da bir yazının sonuç bölümü olabilecek nitelikte.

“Tabii hayatta bir çizginiz var ve siz istediğiniz kadar zorlayın, sağa sola çekmeye çalışın, eğer o yol size açılmışsa bir şekilde arka arkaya gelebiliyor. Ben kendi adıma bu yolun doğru olduğunu biliyorum, doğru şeyi yaptığımı biliyorum ve hayatım boyunca başkaları üzerinde eleştirilerle iş yapmayı tercih etmedim. Ama bunun da bir ödülü var. Ben bunları ödül olarak da görüyorum. Bugüne kadar Türkiye’de kimseye nasip olmamış bir yol üzerinde, uluslar arası arenada farklı başarılar üstü üste geliyor. Tabii ki bunlar şaşırtıcı. Benim için de şaşırtıcı. Günün birinde Eurovision’da San Marino’yu temsil edeceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Demek ki hayatta mucizeler mümkün ve hiçbir şey imkânsız değil. Yeter ki siz doğru şeyler yapın.”


OCAK 2016

20 Ocak 2016 Çarşamba

Unkapanı Ayağınıza Geldi!



Meşhur olmak istiyorsunuz. Çok haklısınız. Kim istemez ki? Toprağı bol olsun, selam edelim Andy Warhol’e de bu vesileyle ama on beş dakika meşhurluk filan kimseyi kesmez artık bu devirde. O kadarını O Ses Türkiye’ye çıkarak da yapabilirsiniz, çok kolay. Üstelik besteleriniz, şarkı sözleriniz var. Devir Küçük Emrah filmlerinin devri değil ki, orada gördüğünüz gibi Taksim’den belediye otobüsüyle Unkapanı’na giderek otobüsten inince heyecan içerisinde alt geçitten geçip İMÇ altıncı bloğun önüne gelesiniz. 


O eskiden her birinden ayrı şarkı türkü yükselen, vitrinleri afişlerle süslü civcivli dükkânların, sırtlarında kaset kolileriyle merdivenleri inip çıkan hamalların, ellerinde tepsi, dükkânlar arası mekik dokuyan çaycı çıraklarının yerinde yeller esiyor artık. Unkapanı bir hayalet şehir, savaşta yeni düşmüş bir ülkenin terk edilmiş bir kasabası adeta.





E peki siz nasıl meşhur olacaksınız? Şarkılarınızı, sesinizi nasıl dinleteceksiniz günün müzik piyasasını elinde tutan yapımcılarına? Twitter’dan mı yazsanız acaba? Youtube’a şarkı yükleseniz gören olur mu? Söylediklerine göre kimi müzik yapımcıları böyle amatör videoları arayıp buluyor, keşif yapıyorlarmış. Ama ya biri çalarsa şarkınızı? Neler duydunuz değil mi? Büyük büyük şarkıcılar bile 14-15 yaşında çocuklardan şarkı alıp kendi şarkıları diye dinletiyorlarmış bize. Daha yeni çıkmadı mı haberleri? Olur mu olur. Zaten bir atımlık barutunuz var. O da elinizde mi patlasın?


Yazıda dikkat çekmek adına abartı mübahtır. Ben de öyle yaptım. Yoksa elbette şarkı yazan, söyleyen ya da ikisini birden yapan ve bu işi profesyonel olarak yapmak isteyen biri elinin altında internet de varsa şayet, az çok biliyordur ne yapması gerektiğini. Ve bu işlerin hiç de kolay olmadığını. Ama internet bu… Dijital dünya, hayatlarımızdaki her şeyi bir zamanlar hayal edemeyeceğimiz kadar kolaylaştırdığı gibi bu işleri de kolaylaştırabilir. Kim bilir belki kolaylaştırmıştır bile de bizim haberimiz yoktur.         


İşte bu hafta tam da bu meseleyle ilgili bir basın toplantısı yapılacağının haberini alınca kar kış demeden düştüm yola. E-GÜVEN ve Unkapanı Digital işbirliğiyle hazırlanan projenin detaylarını duymak istedim. Duydum, öğrendim de. Şimdi size de anlatacağım.

2013 yılında yazdığım “Bu Yazının Sahibi Benim!” başlıklı yazıda zaman damgasının ne işe yaradığını ve eser/ürün/fikir tasdikinin dijital ortamda nasıl yapılabileceğini anlatmış ve bu alandaki oluşumlardan biri olan sahiplen.com ‘dan bahsetmiştim. Okuyanlar hatırlar, okumayanlara ise bu yazıdan önce onu okumalarını öneririm. Zira her ne kadar ben derdim gücüm müzik olduğu için söz yazarlığı ve bestecilik alanlarından yola çıkarak konu hakkında kalem oynattıysam da, aslında şu veya bu şekilde fikir ve sanat eseri üreten herkesi yakından ilgilendiren bir mesele. Çünkü bir fikri, eseri üretmiş olmakla bitmiyor iş. Ürettiğiniz fikrin, eserin size ait olduğunu kanun karşısında ispat edebilmeniz için mutlaka tasdik ettirmeniz gerekiyor. Bu bir şarkı olabileceği gibi bir reklam sloganı, bir mimari tasarım, bir roman taslağı da olabilir. 


İşte eskiden en bildik yoluyla notere gidilerek ya da kendi adına taahhütlü posta göndermek gibi bir takım dolambaçlı ve/veya masraflı yollarla yapılan eser tasdiki işinin (ki hâlâ böyle de yapılabiliyor) dijital ortamda da yapılabilir hale gelmesinin Türkiye’deki öncüsü tasdix.com şimdi işi bir adım daha ileriye götürmüş. Özellikle profesyonel olmayan müzisyenler için büyük kolaylık sağlayan bu sistem şimdi bir başka projeyle entegre edilerek amatör müzisyenler için sahici bir fırsata dönüştürülmüş.


Unkapanı Digital bir internet sitesi. Siteye giriyor, üye oluyor, sitedeki link üzerinden tasdix.com’a da uğruyor, şarkınızı tasdik ettiriyor ve sonra videonuzu yüklüyorsunuz. Siz videonuzu yüklediğinizde sitenin ana sayfasına düşüyor ve yanı sıra platformla anlaşmalı olan müzik yapımcılarına da anında haber gidiyor. Yani keşfedilmek için Youtube’da bilmem kaç yüz bin kez tıklanmayı beklemiyor, dikkat çekmek için fazladan bir çaba sarf etmek zorunda kalmıyorsunuz. Sahiden iyiyseniz, sesiniz ya da şarkınız ya da ikisi birden iyiyse, yapımcılardan birinin dikkatini çekmeniz an meselesi. Sistemin yaygınlaşması ve kullanıcıların alışkanlık kazanması için tasdix.com bir de kampanya yapmış. Unkapanı Digital platfomu üyeleri 2017 yılına dek şarkılarını tasdix.com ‘da ücret ödemeden tasdik ettirebilecekler.

Peki platforma şarkı yüklediğinizde bundan haberdar olacak müzik yapımcıları kimler? Şu anki liste alfabetik sırayla şöyle: Ada Müzik, Anadolu Müzik, Arda Müzik, Bay Müzik Üretim, Beyoğlu/Metropol Müzik, Çimen’s Yapım, Dokuz Sekiz Müzik, Emre Müzik, Gar Müzik, Güvercin Müzik, İber Müzik, Kalan Müzik, MuMo Müzik Yapım ve Seyhan Müzik.

 

Sitede zaten gerekli işlemlerin nasıl yapılacağının ayrıntılı bilgisi mevcut. Bu yüzden uzun uzun anlatmıyorum ama ben şöyle bir inceledim ve bu işin amatör ama niyeti ciddi müzisyenler için çok işe yarayacağını söyleyebilirim. Bununla birlikte şu ana dek yüklenmiş videoları incelediğimde, bundan sonra üye olup video yükleyeceklere de birkaç tavsiye vermek ihtiyacı hissettim.


Bilindik bir şarkıyı söylüyorsunuz mesela; kendi besteniz değil. Bu demektir ki amacınız şarkıcı olarak dikkat çekmek. Ama videoyu izliyorum, sadece ses var, yüz görünmüyor. Romantik resimlerden kolaj yapmış mesela. Cep telefonu denen bir şey artık ve kamerasının önüne geçip video kaydetmek hiç de zor değil. Ben yapımcı olsam yüzünü görmediğim bir şarkıcı adayını ciddiye almam ve dinlemem şahsen. Ya da Youtube’a eş dost seyretsin diye yüklemek için yapılmış gibi duran özensiz, sıradan videolar da çok. Ama buranın maksadı eş dost değil ki. Ne kadar iyi olduğunuzu göstermek, fark yaratmak için biraz daha özenli olmak gerekmez mi?


Basın toplantısında projeyi tanıtma maksatlı olarak E-GÜVEN Genel Müdürü Can Orhun, Unkapanı Digital Proje Koordinatörü Mustafa Kınış, Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği’nden Avukat Dilek Üstün Ekdial ve MÜYAP Başkanı Bülent Seyhan birer konuşma yaptılar. 


Toplantıya katılanlar arasında ise Tasdix ve Unkapanı Digital işbirliğine destek veren Unkapanı Digital Proje Danışmanı Üstün Barışta, MÜYORBİR Başkanı ve müzisyen Burhan Şeşen, Ada Müzik kurucusu Bülent Forta, Dokuz Sekiz Müzik kurucusu Ahmet Çelenk, Çimen’s Yapım kurucusu ve müzisyen Mazlum Çimen, Kalan Müzik Kurucusu Hasan Saltık gibi isimler de vardı. 


Konuk sanatçı olarak ise Soner Sarıkabadayı ve Murat Ak oradaydı. Murat Ak toplantının sonunda davetlilere mini bir konser de verdi.


Bu vesileyle sadece beste yapan, şarkı söyleyen ve adını duyurmak isteyenleri değil, yeni şarkı arayan profesyonel müzisyenlere siteyi önermek isterim. Daha önce Ferhat Göçer ve Nilüfer internetten kampanya başlatarak amatör bestecilerden şarkı toplamış ve albümlerinde kullanmışlardı. Şimdi bütün müzisyenlerin elinin altında böyle bir platform var, benden söylemesi.


NE NEDİR?

Tasdix, bilgisayar ortamındaki verilerinizin elektronik olarak damgalandığı zamanı ve o tarihten itibaren üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığını gösteren, herhangi bir uyuşmazlıkta delil olarak gösterebileceğiniz bir sayısal zaman damgası uygulamasıdır.

E-GÜVEN, 2003 yılında Faruk Eczacıbaşı ve Türkiye Bilişim Vakfı önderliğinde kurulan Türkiye’nin ilk ve lider elektronik sertifika ve mobil imza hizmet sağlayıcısıdır. E-GÜVEN, bireylere ve kurumlara bilgi güvenliği ve elektronik imza konusunda dünyada pazar lideri olan çözümler sunar. E-GÜVEN, kurumlara özel projeler geliştirmenin yanı sıra gelişen teknolojiye uygun kullanıcı dostu ürün ve hizmetler üzerinde de çalışmaktadır. 

Unkapanı Digital, amatör ses sanatçılarının kendi videolarını yükleyerek portal üzerinde kayıtlı olan müzik yapımcıları ile buluştuğu ve eserlerini paylaştığı bir dijital ortamdır. 

MÜ-YAP, Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği, fonogram yapımcılarının bir araya gelerek oluşturduğu, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu' nun 42. maddesi gereğince kurulmuş olan bir meslek birliğidir. Sektörün ileri gelen kuruluşlarının önderliğinde sürdürülen çalışmalar sonucunda, 02.02.2000 tarihinde Kültür Bakanlığı'na müracaat etmiş; 03.08.2000 tarihinde Kültür Bakanlığı'nın makam onayı ile tüzel kişilik kazanmıştır.


(NOT: İsimlerin üzerini tıklayarak ilgili sitelere erişebilirsiniz.)

8 Ocak 2016 Cuma

Nuri Harun Ateş'le Bir Gün


"NİYE PUCCİNİ'DEN MAHRUM OLALIM Kİ YA DA SEZEN AKSU'DAN?" 

(Milliyet Sanat dergisi Aralık 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Nuri Harun Ateş, “kafası karışık kontrtenor” olarak tanınıyor. Bu tanımlama adının bile önüne geçmiş durumda. Kontrtenor olmanın az bulunurluğu ile kafası karışık olmanın (hele ki bu ülkede) çok bulunurluğunu aynı tamlamada bir araya getirmiş olması, yaptığı işin de özeti aslında. Türkiye’de ve yurt dışında yıllar süren şan eğitimi, tiyatro, opera ve müzikal kariyeri bir yana, Bergen’den Yıldız Tilbe’ye, Puccini’den Ajda Pekkan’a uzanan geniş bir yelpazede, müzikte tür ve tarz ayrımlarına adeta kafa tutan repertuarı ile son birkaç yıldır sahnesi büyük ilgi gören, adından çok söz edilen bir isim Nuri Harun Ateş.


Nuri Harun Ateş’in “Kafası Karışık Kontrtenor” adı verilmiş ilk albümü DMC etiketiyle piyasaya çıktı. Albümde sahne repertuvarından küçük bir kesitin yanı sıra, Ateş’in kendi besteleri de yer alıyor.

ŞARKICILIĞI AJDA'DAN ÖĞRENDİ


Nuri Harun Ateş’in Ajda hayranlığı, daha çocuk yaşlardayken yolunu çizmesine neden olmuş. Onun aryalar söylediği bir konserini izleyip, arya söylemeye merak sarmış ve kontrtenor olduğunu da böyle keşfetmiş. “Bir sürü hocam olmasına rağmen, şarkıcılık konusunda ne öğrendiysem ondan öğrendim,” diyor Ajda Pekkan için. “O ne yapıyorsa, ben de onu yapıyordum.” Boynunda bir Ajda Pekkan dövmesi var. Albümdeyse üç Ajda şarkısı… ‘60’lı yıllarda Ajda’nın İngilizce sözlerle plak yaptığı “Bang Bang”in Güneri Tecer tarafından seslendirilmiş Türkçe versiyonu “Dan Dan” bunlardan biri. “Dan Dan” 45’liği ilk aldığı plaklardan ve bu şarkı da sahne repertuvarına dâhil ettiği ilk şarkılardan biriymiş. Sözleri Fecri Ebcioğlu tarafından yazılmış “Serseri” de yine Ajda’nın 60’lı yıllar döneminden bir şarkı. Bir de ‘70’lerden “Varsın Yansın Dünya” var.  


“Ajda ile birlikte bir konsere çıkmak ister misiniz?” diye soruyorum. “Çok isterim,” diyor. “İnşallah, inşallah…” diye ekliyor ardından. O kadar yürekten bir “inşallah” ki bu, gözleri dolu dolu oluyor.

"CARMEN", "BAĞDAT YOLU"NDA

“Benden ilk konser projesi istendiğinde repertuar hazırlamaya koyuldum. Seçtiğim şarkıların listesine bir baktım ki çıfıt çarşısı gibi bir şey olmuş. Ya ayrı ayrı konser projeleri yapacaktım ya da bu şarkıları birbirine eklemleyecektim. Sonra düşündüm. Müslüm Gürses de, Maria Callas da, Sezen Aksu da, Ajda Pekkan da aslında aynı yere dokunmaya çalışıyorlar. Biri arya söyleyerek, biri arabesk söyleyerek dokunuyor belki ama söylediklerinin birbirleriyle bağı var, aynı amaca hizmet ediyorlar ve yan yana çok da güzel duruyorlar,” diyor Nuri Harun Ateş. Bizet’nin Carmen operasından o çok tanıdık aryası “L’amour Est Un Oiseau Rebelle” ile bir dönem Sevim Tuna’nın sesinden dillere düşmüş “Bağdat Yolu” art arda gelebilir mi mesela? Gelebiliyormuş; albümde görüyoruz.


Bir Tanju Okan şarkısı da var albümde. Türkçe sözleri Mehmet Teoman’a ait “Şerefe”, Tanju Okan tarafından 1974 yılında plak yapılmıştı. O günlerde şarkının orijinali olan “El Bimbo”, dünyada fırtınalar estiriyordu. ‘80’lerde ise Polis Akademisi filminin meşhur Blue Oyster Bar (Mavi İstiridye Barı) sahnesi ile şarkı bir kez daha hafızalara kazındı. Nuri Harun Ateş de izlerken çok eğlendiği o sahne nedeniyle bu şarkıya sempati duyduğunu ve albüme aldığını söylüyor.

SAKİN VE SADE DÜZENLEMELER


Fikret Kızılok’un 1995 çıkışlı “Yadigâr” albümünün açılış şarkısı “Baş Başa” yıllar sonra ilk kez Nuri Harun Ateş tarafından bu albümde yeniden seslendiriliyor. “Çok sevdiğim, sahnede mutlaka söylediğim bir şarkı,” diyor Ateş. “Olmazsa olmazdı.”   

“Albümde yer alan şarkıları ben seçtim,” diye anlatıyor sonra. “Aslında neredeyse sahne repertuarının tamamını kaydettik ama sonra eleye eleye bu sayıya ulaştık. Düzenlemeleri de ben ve orkestram birlikte yaptık. Ancak Febyo Taşel profesyonel dokunuşları ve düzenlemeleri ile albüme büyük katkıda bulundu.” Albümün bütününde sade, sakin ve akustik düzenlemeler tercih edilmiş. Böylece ’60 ve ‘70’lerde orkestra ve şarkıcının birlikte stüdyoya girip canlı kaydettiği şarkılarının sıcaklığını yakalayabildiklerini düşünüyor Ateş. Doğrusu dinlerken ben de aynı şeyi hissettim. 


Albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Sevgilinden mi Ayrıldın?” Türkçe sözleri Ülkü Aker tarafından yazılmış bir ‘70’li yıllar aranjmanı. Kamuran Akkor’un “Sağlık Olsun” adıyla 1975 yılında plağa okuduğu bu şarkı, “Kafası Karışık Kontrtenor” albümün en eğlenceli şarkılarından biri olmuş. “Bu şarkıyı sahnede söylemeden önce ‘sevgilisinden ayrılanlar el kaldırsın,’diyorum. Sonra yalnızların da el kaldırmasını istiyorum. ‘Şimdi bana bakmayı kesin ve birbirinize bakın,’ diyorum,” diyerek ve gülerek anlatıyor şarkının hikâyesini Nuri Harun Ateş. Bu şarkıyı plak koleksiyoncusu bir arkadaşının önerisiyle keşfetmiş ve dinler dinlemez vurulmuş. Albümde de mutlaka olsun istemiş.  


Albümde bir de “arietta” var. Bellini’nin “Per Pieta”sını seslendiriyor Nuri Harun Ateş. Tam da bu noktada “Acaba isminizin başındaki kontrtenor kelimesinin operayı çağrıştırması popüler müzik dinleyicisini uzaklaştırır mı?” diye soruyorum. “Ben de kestiremiyorum ama öyle olmayacağını umuyorum,” diye cevaplandırıyor. “Pop müzikten uzak bir şarkıcı değilim; hiçbir zaman öyle olmadım. Zira bir opera şarkıcısı gibi şarkı söylemiyorum. Bunun üzerine çok düşündüm ve mesai harcadım. ‘Bu çocuk da bu şarkıyı söylemese iyiymiş,’ demezler diye umut ediyorum.”

RENKLİ SAHNE KOSTÜMLERİ


Sadece sahne repertuvarı ve konsepti değil kuşkusuz Nuri Harun Ateş konserlerini cazip ve popüler kılan. Sahnesini kendi tasarladığı kostüm ve aksesuarlarla da renklendiriyor Ateş. Tüller, tüyler, püsküllerle süslü kostümleri ile aynalı ceketler, tavşan kulakları gibi göz alıcı, çarpıcı ve şaşırtıcı öğelerin desteklediği şaşaalı görselliğini kimi zaman sahne üzerinde bir dönme dolap, kimi zamansa pop-art bir dekor tamamlıyor. “Tüm bunları bir konser mekânı içerisinde yapıyor olmak ile ülke çapında tanınmış bir şarkıcı olduktan sonra yapmak arasında bir cesaret payı farkı var. Ne olacak bundan sonra?” diye soruyorum. “Bunu yapmaktan vazgeçmem,” diyor. “Aksi beni mutsuz eder. Sevmediğim bir şarkıyı söyleyemem, istemediğim bir kıyafetle sahneye çıkamam. O kişi ben olamam o zaman.  O değişmez, onu bırakamam. Zaten güzel bence, severler diye düşünüyorum.“


Albümde üç de kendi bestesi var Nuri Harun Ateş’in. Sözlerini de kendisinin yazdığı “Uyandır Beni”, Ateş’in ilk yazdığı şarkıymış. Mehmet Bilal Dede’nin sözlerinden bestelediği “Yaban Kedisi” bir diğer yeni şarkı. “Benim için çok özel bir şarkı,” diye anlattığı “Makyaj”ın sözlerini ise Çağlar Yerlikaya yazmış. Albümün ilk yarısı ne kadar eğlenceli ise, son üç sıraya yerleştirilmiş bu üç şarkı da bir o kadar hüzünlü. Bununla birlikte Nuri Harun Ateş sadece iyi bir şarkıcı değil, iyi bir şarkı yazarı olduğunun da sinyallerini veriyor bu şarkılarla.

CİDDİ BİR ÖNERİ


Sahnede pop şarkıları söylediği için konservatuar hocalarının gazabına uğrayan, hatta okuldan atılan şan öğrencilerinin hikâyelerini bildiğimiz ya da her gün sosyal medyada birinin sevdiğini sevmeyen diğerinin verip veriştirmelerine şahit olduğumuz bir ülkede eğitimli bir müzisyenin “İnsanlar ‘ben caz severim’ ya da ‘ben arabeskçiyim’ diyerek kendilerini diğer müzik türlerinden mahrum bırakıyorlar. Niye Puccini’den mahrum olalım ki ya da Sezen Aksu’dan?” demesi de, bu fikrini yaptıklarıyla hayata geçirmesi de az şey değil. “Kafası karışık” değil aslında. Ne yaptığını ve ne istediğini çok iyi biliyor. Ve bu albümle ciddi bir öneri sunuyor aslına bakarsanız. Kabul görüp görmeyeceğini ise kuşkusuz zaman gösterecek.  

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir
Mekân: Eski Kapı Pera

KASIM 2015