Bu Blogda Ara

22 Ağustos 2016 Pazartesi

"Baba Bak, Harbiye'deyim!"

BENGÜ KONSERİ HARBİYE AÇIK HAVA TİYATROSU 
18 AĞUSTOS 2016


“En büyük hayalimdi Harbiye sahnesinde olmak,” dedi. Kimin değildi ki? İrem Derici’nin de hayaliydi mutlaka, Ece Seçkin’in de. Ama onlar şimdilik seyirci koltuklarındaydılar. Sahnede Bengü vardı. Bengü, Harbiye Açık Hava’da ilk kez konser veriyordu.


Evet, o sahnede solo konser vermek bir prestij, bir rüştünü ispatlama vesikası kuşkusuz. Bir zamanlar Rumeli Hisarı için de aynı şey söylenirdi. Şimdilerde Rumeli Hisarı sahnesinin ortasında bir mescit var. Harbiye Açık Hava ise şimdilik müzik sektörünün “kaptan köşkü” olmaya devam ediyor. Bundandır ki Bengü gururlanmakta da heyecanlanmakta da haklıydı. Bana da Harbiye’den gün verseler, ben de gururlanır, heyecanlanır, sonra alır yaylılarımı, nefeslilerimi, dansçılarımı, dumanlar, sisler, ateşler, iki ay çalışılmış danslar derken atıverirdim kendimi sahneye. Bengü de aynen öyle yapmıştı nitekim.


“Masraftan kaçınmamak” diye bir klişe var. İlla klişe kurbanı olacaksa insan, bari Açık Hava sahnesinde olsun, değil mi ama? Işıl ışıl, bembeyaz dekor ve kostümler, belli ki çok emek ve para harcanarak yaratılmış o ambiyans boşuna değildi. Bir tiyatro kuralı gereği olarak kullanılan siyah fon perdeleri bile beyaza çevrilmiş, yetmemiş, sahnenin önü, merdivenler, her yer beyaz kumaşla kaplanmış, konseri çeken kameramanlara, sahne görevlilerine bile beyaz giydirilmişti o gece. Bu bir özenin, ince düşünüşün göstergesiydi; olması gerekendi. Altını çizmek lazım. (Sahne tasarımı ve görsel konsept Uğurhan Akdeniz, kostümler ise Raissa Vanessa tarafından yapılmış bu arada.)


Daha döner sahneyi saymadım. Sahnenin ortasına yerleştirilen platformun dönebiliyor olmasını daha doğrusu. Zaten Bengü de dansçılarla birlikte o sahnenin üzerinde çıktı seyirci karşısına. Orkestra “Feveran”ı çalmaya başladığında sahne yavaş yavaş döndü ve Bengü göründü. Yaylılar ve nefesliler dâhil 16 kişilik orkestra gümbür gümbürdü. Bengü’nün beyaz kostümü çok şık, küçük küçük dans hareketleri ise pek hoştu.


“Feveran”ın ardından “Haberin Olsun” ve “Korkma Kalbim”le, tempoyu düşürmeden devam etti ve sonra ilk konuşmasını yaparak Harbiye’de olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. “Sizlerle beni ilk buluşturan şarkı,” anonsuyla “Sen Bir Çiçeksin”e bağladı lafı. Enikonu 16 sene geçmiş tabii bu şarkının üzerinden. Çok iddialı, çok büyük oynamıyor görünse de o 16 senede bir konseri sürükleyecek kadar çok bilinen, sevilen şarkı seslendirmiş olmak taşımıştı Bengü’yü bu sahneye nitekim. Şarkılar artarda geldikçe fark ettim bunu. “Aaa evet bu da vardı,” dedim kaç defa. Birçok şarkıyı da eşlik edecek kadar biliyor olduğumu fark ettim.


“Sen Bir Çiçeksin”de küçük bir dans gösterisi de yaptı Bengü. Siyahi bir abi ile beraber. Tüm sinema tarihimizin en absürd sahnelerinden biri geldi gözümün önüne ister istemez. Hani Suçlular Aramızda filminde Ekrem Bora, Leyla Sayar’la tartışırken, Bora’nın Sayar’ın aşığı olduğunu iddia ettiği beyaz donlu siyahi abi bir kenarda sürekli dans eder ve arada bir lafa karışır ya. Çok acayiptir, tövbeler olsun! Şu Yeşilçam filmleri nasıl izler sürdüyse artık imgelem dünyamıza, olmadık yerden çıkıveriyor işte; yoksa Bengü ve siyahi abinin dansında o derece absürd bir şey yoktu tabii. (Dansçı Kübalıymış bu arada, adı Lazaro imiş ve Bengü o dans gösterisi için iki hafta salsa dersi almış.)


“Sen Bir Çiçeksin” hiç kesilmeden “”Gel Gel” ve “Aşkım”a bağlandı. Bu son şarkıyı Bengü vokalistleriyle birlikte söyledi. Vokalist demişken… Sahne üzerinde üç kadın vokalist eşlik ediyordu Bengü’ye ama özellikle bir tanesinin, Dicle Olcay’ın ses rengi o derece Bengü’yü anımsatıyordu ki, Bengü’nün zaman zaman sustuğu ve Dicle Olcay’ın devam ettiği yerlerde Bengü’nün aslında söylemediğini görmesem fark etmezdim.


“Sığamıyorum” söylenirken sahnenin iki yanından sarkıtılan kumaş şeritlere tırmanan iki kadın akrobat, heyecan verici bir gösteri sergilediler. Konser “Gezegen”le devam etti. Bengü belli ki konserin ilk yarısını yüksek tempolu tutmak istemişti. “Ne güzelmiş Harbiye!” dedi sonra mutluluğunu saklamadan. 


Seyirciler arasında oturan İrem Derici’ye, Ece Seçkin’e, Ali Eyüboğlu’na ve Samsun Demir’e teşekkür etti sonra. İrem, üstünde Bengü yazan kırmızı bir şerit bağlamıştı kafasına. Hemen her şarkıya eşlik etmekle kalmıyor, zaman zaman ayağa kalkıp dans ediyordu konser başladığından beri. Konserin sonuna kadar da öyle yaptı zaten. Bu kızın fazla enerjisinden elektrik üretilse ülkemiz kalkınır diye düşündüm bir kere daha ama tabii bunu benim değil devlet yetkililerinin düşünmesi lazımdı.  Şimdilik Bengü’ye verdiği enerji yeterdi.


“Kocaman Öpüyorum”dan sonra bu kez yine seyirciler arasında bulunan Erdem Kınay ve Gülşen Aybaba’ya teşekkür etti Bengü ve ilk yarıyı başladığı gibi “uptempo” bir biçimde, “Hodri Meydan”la tamamladı.


İkinci yarıda Bengü’nün daha alaturka ve oryantal tarafını görecektik; sahneyi dört kişilik Akatay ritim grubunun açması bu yüzdendi. “Sahici” ile başladı bu bölüm ve şarkının sonuna doğru biraz önce akrobatik gösterisiyle izlediğimiz Burcu Yüce bu defa oryantal bir kostümle, oryantal dans yaparak çıktı karşımıza. 


Zaten konserin bütününde koreografi işini de Burcu Yüce’nin üstlendiğini öğrendim yanımda oturan Murat Yeter’den. Murat ve Arsevi Yeter çifti Bodrum’dan sırf bu konser için kalkıp gelmişlerdi. Ancak “Sahici”nin ve hemen ardından seslendirilecek “Yaralı”nın bestecisi Zeki Güner, İzmir’deydi ve gelememişti. Yakın bir zamanda babasını kaybetmişti çünkü. Yine de Bengü, orada olamasa bile Güner’in hakkını teslim etmekten geri kalmadı ve “Benim bu gece bu sahnede olmamın sebeplerinden biridir Zeki’nin şarkıları,” dedi. “Yaralı”ya Metin Can Sarı’nın klarnet solosu damgasını vurdu. Hemen arkasından gelen “Aşkım Aşkım”da ise nefis bir keman solo dinledik ama kimden dinledik onu bilemiyorum, zira Bengü sahnede adını zikretmedi.


Kenan Doğulu’nun “Aşkım Aşkım”ıyla yola ilk çıktığında yanında olan Doğulu’ya bir selam gönderdi sonra Bengü. Şarkının sonlarına doğru kostüm değiştirmek için kulise geçti, şarkıyı vokalistleri tamamladı. Yine maalesef ismini bilmediğim vokalistlerden birinin şarkıya yaptığı üst perdeden final enteresandı.


Bengü “Kapıda Yalnızlık” şarkısını kostüm değiştirmiş olarak seslendirmeye başladığında sahnede bu defa yukarıdan sallandırılmış çemberlerle gösteri yapan iki kadın akrobat vardı. “Unut Beni” geldi peşi sıra. “Bu gece de dolunay var. Dolunayın etkisinden korkarım aslında,” dedi Bengü şarkıdan sonra. İrem Derici bağırdı oturduğu yerden sahneye doğru: “Dolunay senden korksun Bengüüüüü!”



“Ağla Kalbim”in hemen ardından bir kez daha Açık Hava sahnesinde konser veriyor olmanın önlenemez heyecanını paylaşmak istedi bizimle. Seyirciler arasında oturan babasını ve amcasını işaret etti ve “Baba bak Harbiye’deyim!” dedi. Sonra ağlamaya başladı. Tutamadı kendini. İçtendi, samimiydi, rol yapmıyordu. Bu hissediliyordu. 



Daha meşhur filan olmadan evvel, yıllar önce, İzmir’de yaz geceleri babası ve amcası ile birlikte söyledikleri şarkı vardı sırada. “Kalbim Ege’de Kaldı”yı öyle anons etti.Ardından Sezen şarkıları ardı ardına geldi: “Her Şeyi Yak” ve “Zalim”. Peşi sıra ise “İkinci Hâl”. Bu şarkıda Bengü mikrofonunu Ece Seçkin’e uzattı, şarkının bir kısmını birlikte söylediler. “Aldırma Deli Gönlüm”ü söylerken ise bu defa İrem Derici’yi davet etti sahneye. Önceden planlanmamış, spontane anlardı bunlar.


Ne var ki ikinci yarıda düşük tempolu şarkıların çok fazla üst üste gelmesi çok doğru bir planlama değildi. Enerji düştü bir miktar. Buna karşın Bengü, performans olarak ilk yarıya göre daha kendinden emindi. Heyecanı azalmıştı belli ki. Söylenmesi zor şarkıları, üstelik tamamen canlı bir biçimde, zorlanmadan söyledi.



Bu sene her Açık Hava konserinin bir yerinde bir birlik beraberlik mesajı verilmesi, ona uygun bir de şarkı söylenmesi adeta gereklilik oldu. Bengü de geri kalmadı ve “Onuncu Yıl Marşı” ile o mesajı verdi. Uzun uzun alkışlandı haliyle. “Saat 3”le sona yaklaşıldı ve “Sığamıyorum”un ikinci kez söylenmesi ile de konser bitti. Bengü döner sahneye çıktı, sahne döndü ve geldiği gibi gitmiş oldu böylece. O esnada ben bu kadar masraf edilip kurulan döner sahnenin konser boyunca sadece giriş ve çıkışta kullanılmış olmasına hayıflanıyordum.


Bir diş macunu ya da çamaşır deterjanı markasını sponsor alabilecek kadar beyaz, bembeyaz, ışıltılı, göz alıcı bir görsellik ve başından sonuna iyi prova edilmiş, çalışılmış, haliyle de hiç aksamamış bir müzikal performans ile tertemiz bir konser izlemiştik. Kaldı ki ufak tefek kusurlar da bunun bir ilk konser olması hasebiyle göz ardı edilebilirdi. Bugüne dek bin konser de vermiş olsanız, Açık Hava’da ilk kez çıkıyor olmak, bir ilk konsere çıkmak demekti zira. Lamı cimi yoktu.


Nitekim Bengü konserden sonra kulis alanında yapılan “after party”ye katıldığında cismen orada ama ruhen orada değil gibiydi. Bir Ajda Pekkan hâli gelmişti üzerine. Herkes onu bir yerlere çekiştiriyor, bir şeyler söylüyor, tebrik ediyor, resim çektiriyor, kameralar parlak flaşlarıyla peşini bırakmıyor iken,  Bengü bulutların üzerinde bir yerlerde “zafer sarhoşluğu” denen şeyi yaşıyordu muhtemelen. Bunu yüz ifadesinden anlamak pekala mümkündü.         


Hayaller er ya da geç gerçeğe dönüşür derler; yürekten ister, azmeder, bu uğurda emek harcar ve güç biriktirir, hiç vazgeçmezseniz şayet. Herkes kendince bir başarı öyküsü bırakır hayata; tabii eğer bırakmak isterse. Kimini bilir, kimini ise hiç bilmeyiz. Herkes görmek istediği kadarını görür, bilmek istediği kadarını bilir çünkü öte yandan. “After party”nin gürültülü kalabalığından uzaklaşıp bir taksi aranırken gecenin sessizliğinde Bengü’nün o sevinçli nidası çınlıyordu hâlâ kulaklarımda: “Baba, bak Harbiye’deyim!” Bence gecenin özeti sadece cümleydi.

AĞUSTOS 2016

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder